Wednesday, January 15, 2014

Devrimci Ayşe Deniz

undefined
yıldızlardan kopup gelmişti dünyama
yıllanmış ağaçların dökülen sarı yaprakları gibiydi
etraf toz, toprak, kan, göleç
adına ne seher yeli diyebiliyorum ne de tozpembe
ama şunu çok iyi biliyorum ki
bir çocuğumuz olursa
adı Deniz olmalı,
ister kız ister erkek
fark etmez hiçbiri
fakat bakışları fark etmeli
güneş gibi olmalı
aydınlatmalı her bir tarafı
her bir yandan bir bir…

* * *
Alanya’dan Halime dün mesaj attı:
“Ayşe Deniz’i bırakmadılar. Duruşma 6 Şubat’a ertelendi.”
Okudum ve birden gözyaşlarımı durduramadım.
Demek bırakmadılar.
Çocuklarımızı katlediyorlar.
Çocuklarımızı kör ediyorlar.
Çocuklarımızı esir tutuyorlar.
Kana ve zulme doymuyorlar…
Yetişemiyorum.
Her mahkemeye gitmek istiyorum.
Her adaletsizliği yazmak istiyorum.
Yetişemiyorum ve kahroluyorum.
Sanki ben gidemediğim için öyle karar çıktı diye kendime kızıyorum.
Ne yapmalıyım?
Yazmazsam boğulurum.
Size Ayşe Deniz’i yazmalıyım…
Nasıl yiğit, cesur ve lekesiz çocuklarımız var, görün tanıyın istiyorum.
Hepsiyle gurur duyun istiyorum.
Bilin ki:
Kimi zaman çocuklar doğurur annelerini babalarını.
20 yaşında boyun eğmez Ayşe Deniz, Alanya Cezaevi’nde doğuruyor hepimizi…

Kır­mı­zı fu­lar­lı dev­rim­ci
Adı Ay­şe De­niz Ka­ra­ca­gil.
20 Ağus­tos 1993
do­ğum­lu.
Li­se öğ­ren­ci­si.
Üni­ver­si­te sı­nav­la­rı­na ha­zır­la­nı­yor­du.
Gü­zel Sa­nat­la­r’­da oku­mak is­ti­yor; re­sim ya­pı­yor; gi­tar ça­lı­şı­yor; saz ça­lı­yor. Ti­yat­ro­cu ol­mak is­ti­yor.
Fa­kat:
4 Ekim 2013’te An­tal­ya­’da­ki Ge­zi ey­lem­le­ri ne­de­niy­le tu­tuk­lan­dı. Su­çu kır­mı­zı fu­lar tak­mak!
Alan­ya L Ti­pi Ce­za­evi­’n­de.
An­tal­ya 5. Ağır Ce­za Mah­ke­me­si­’n­de dün du­ruş­ma­sı var­dı.
Bı­rak­ma­dı­lar…
Ama…
Si­ze me­sa­jı var Ay­şe De­ni­z’­in…
“Bu ül­ke­de ger­çek ka­til­ler var dı­şa­rı­da do­la­şı­yor. Et­hem Sa­rı­sü­lü­k’­ün ka­ti­li dı­şa­rı­da do­la­şı­yor, Ali İs­ma­il’­in, Ab­do­ca­n’­ın ka­til­le­ri bel­li ama dı­şa­rı­da­lar. Ben 4 aya ya­kın­dır içer­de­yim su­çu­mu bil­mi­yo­rum, be­nim­le il­gi­li so­mut hiç­bir suç­la­ma yok, hiç­bir ka­nıt yok. Ya­sal gös­te­ri hak­kı­mı kul­lan­mak dı­şın­da hiç­bir ey­le­mim yok.
Ben tu­tuk­lu­yum; bu­ra­sı ha­pis­ha­ne; du­var­lar ara­sın­da­yım; ce­za­evi­nin du­var­la­rı gö­rü­nü­yor ama asıl ha­pis­ha­ne dı­şa­rı­da; or­da du­var­lar tel ör­gü­ler gö­rün­mü­yor; in­san­lar öy­le du­var­lar ara­sın­da­lar ki hem de gö­rün­me­yen du­var­lar ara­sın­da. Biz dı­şa­rı­da­ki ha­pis­ha­ne­le­re-du­var­la­ra kar­şı çık­tı­ğı­mız, on­la­ra kar­şı mü­ca­de­le et­ti­ği­miz için bu­ra­da­yız.
Ben Cu­mar­te­si An­ne­le­ri’­nin ey­le­mi­ne git­tim; ora­da­ki an­ne­ler­le ko­nuş­tum; ço­cu­ğu­nun bir ke­mi­ği­ni bu­la­bil­mek için yıl­lar­dır bek­le­yen an­ne­ler var; gü­ven­lik güç­le­ri­ne, ‘ço­cu­ğu­mu ara­ma­ya be­ni de gö­tü­rün ben onu ko­ku­sun­dan ta­nı­rım, ço­cu­ğu­mu ko­ku­sun­dan bu­lu­ru­m’ di­ye yal­va­ran an­ne­ler gör­düm. Bir an­ne­ye bu acı­yı çek­ti­ren sis­tem­de kim öz­gür­dür ki.
Ha­san Hü­se­yi­n’­in şii­rin­de söy­le­di­ği gi­bi; ‘Ben bir ışık için tep­mi­şim ra­ha­tı­mı.’
Ba­na gö­re o ışık, bir an­ne­nin gü­lüm­se­me­si, bir ço­cu­ğun öz­gür­ce uçurt­ma­sı­nı uçur­ma­sı, top­ra­ğın üze­rin­de öz­gür­ce koş­mak­tır, ağaç­lar­dır, ma­vi bir gök­yü­zü­dür.
On­lar her ye­ri du­var yap­mak is­ti­yor, her ye­ri bi­na ya­pı­yor­lar, her ye­ri be­ton ya­pı­yor­lar. Nük­le­er san­tral yap­mak is­ti­yor­lar. Ben bü­tün du­var­la­ra kar­şı­yım, dev­let Gü­ney­do­ğu­’da du­var ya­pı­yor, ne­den? Eğer du­var ya­pa­cak mal­ze­me­le­ri var­sa, du­var yap­mak is­ti­yor­lar­sa, gi­dip Va­n’­da ça­dır­da ka­lan­la­ra ev yap­sın­lar.”

Adı De­niz ol­sun
Ay­şe De­ni­z’­i an­lat­ma­lı­yım…
An­tal­ya­’dan ha­mi­le bir an­ne ada­yı Ay­şe De­ni­z’­e, ce­za­evi­ne mek­tup yaz­dı: “Se­nin için çok üzü­lü­yo­rum; böy­le bir dün­ya­ya ço­cuk ge­ti­ri­yo­rum üz­gü­nüm. Ama ço­cu­ğum se­nin gi­bi ol­sun, adı­nı De­niz Dev­rim ko­ya­ca­ğım.”
Ay­şe De­niz şu ya­nı­tı yaz­dı:
“Si­zin ço­cu­ğu­nuz ye­ter ki ışık do­lu bir dün­ya­da ya­şa­sın, siz bi­zim be­de­ni­mi­zi dü­şün­me­yin; biz si­zin do­ğa­cak ço­cu­ğu­nuz için bu­ra­da­yız.”
Ay­şe De­niz, umut­suz­lu­ğun ölüm ol­du­ğu­nu bu genç ya­şın­da kav­ra­dı­ğı­nı şu söz­le­riy­le gös­te­ri­yor:
“On­la­rın sah­ne­si ço­cuk gü­lüş­le­ri­ni esir al­mış, sah­ne­le­ri­nin ta­ba­nı in­san ka­nın­dan; ama biz bu sah­ne­yi yı­ka­ca­ğız, ye­ni bir sah­ne ku­ra­ca­ğız, gü­zel bir sah­ne ku­ra­ca­ğız; bu sah­ne­de ço­cuk­lar öz­gür ola­cak, öz­gür­ce ko­şa­cak­lar, hep gü­le­cek­ler, bu sah­ne­de kuş­lar öz­gür uça­cak.”
Ah be kı­zım!
Ah be De­niz!
Ne za­man bü­yüt­tü­nüz bu ko­ca yü­rek­le­ri…
Ne za­man edin­di­niz bu soy­lu ru­hu…
Ne za­man ulaş­tı­nız ya­şa­mın yü­ce de­rin­lik­le­ri­ne…
Ko­ca şai­rin de­di­ği gi­bi:
“A­cı­yor­sam sa­na anam av­ra­dım ol­sun,
ama aşk ol­sun sa­na ço­cuk, aşk ol­su­n”


Soner YALCIN