Saturday, March 8, 2014

Unut(tur)ulmuş bir öncü: Nezihe Muhiddin


Atacan Atakan, başörtülü kadınların da nihayet Meclis’te temsili üzerine, hayatını kadın hakları mücadelesine adamış, fakat fikirleriyle otoriter devletten farklı bir yol çizmeye çalıştığı için ömrünü bir akıl hastanesinde unutulmuş şekilde tamamlayan Nezihe Muhiddin’in hikâyesini yazdı.
ATACAN ATAKAN
atacanatakan88@gmail.com

Geçen hafta itibariyle 31 Ekim, Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir gün olarak kalacak, çünkü Ak Partili dört kadın milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çalışmalara başörtüleriyle katıldılar. Böylece, Türkiye önemli bir eşikten daha geçmiş oldu. Daha önce bu anlamda çeşitli siyasi krizler yaşanmış, istenmeyen görüntüler ortaya çıkmıştı (bkz. Merve Kavakçı olayı). Ancak birkaç muhalif yorum dışında, bu hareket, Meclis içinden ve dışından olumlu tepkiler aldı. Kadınların siyasetteki temsiliyetinin gündeme geldiği bu günlerde Cumhuriyet’in ilk yıllarına dönmek ve Nezihe Muhiddin’i hatırla(t)mak yararlı olacaktır.
Yaprak Zihnioğlu’na göre Nezihe Muhiddin, “Osmanlı feminizminin öncü kişiliklerinden biri olarak, Batı’nın etkinliklerini, yayınlarını izlediği Şair Nigar, Fatma Aliye ve Halide Edib’in de içinde yer aldığı büyük kadınlar kuşağının son üyesi” idi. Muhiddin, 1889’da İstanbul Kandilli’de doğdu. Eğitimini evde aldığı derslerle tamamladı; Arapça, Farsça, Almanca ve Fransızca öğrendi. Yirmi yaşına geldiğinde meslek hayatına başladı. İttihat ve Terakki Kız Sanayi Mektebi’ne müdür tayin edildi. Burada jimnastik, lisan, piyano, biçki-dikiş derslerinin öğretmenliğini üstlendi. Daha sonra Selçuk Hatun Sultanisi, Kız Hayat Mektebi ve İzmir Hilal Sultanisi müdürlüklerinde bulundu. Savaş zamanı okulunu dikimevine dönüştürdü, İlk Tedavi Hastanesi’nde öğrencileriyle birlikte hastabakıcılık yaptı. 1929’da Gazi Osmanpaşa Erkek Orta Mektebi’ne atandı ve buradan emekli oldu. İki kez evlendi: Muhlis Ethem ve Memduh Tepedelenligil. Okul dışında, kadın hakları için yürüttüğü faaliyetlere ara vermeden devam etti. Sabah ve İkdam gazetelerinde ilmi yazılar, Peyam-ı Sabah’ta edebi yazılar kaleme aldı. İlk romanı (Şebab-ı Tebah) 1911 yılında basıldı ve bunun dışında üç yüz kadar öykü, sahnelenmiş piyesler, operetler ve filme alınmış senaryolar kaleme aldı. 1930’lu yıllarda köşesine çekilmeye zorlandı ve ismi hafızalardan silindi. 10 Şubat 1958 tarihinde İstanbul’da yalnız ve unutulmuş bir durumda bir akıl hastanesinde vefat etti. Peki, onu yapılan çalışmalara konu edecek, ismini tarihin karanlık dehlizlerinden çıkaracak kadar önemli kılan ne idi?
Nezihe Muhiddin Osmanlı’daki kadın hareketini Cumhuriyet’in ilk yıllarında da devam ettirmiş, kadınların çeşitli sorun ve hak talepleri üzerine eğilmiş ve en önemlisi de Kadınlar Halk Fırkası’nı (KHF) kurma teşebbüsünde bulunmuştur. Savaş sonrası hak mücadelesi için uygun zemin oluştuğunu düşünen Muhiddin ve arkadaşları, özellikle siyasal hakların kazanılmasını birinci amaç haline getirdiler. Bu amacı, düzenledikleri şuralarda ve verdikleri röportajlarda sık sık ifade ettiler. 15 Haziran 1923’te Darülfünun’da düzenlenen bir konferans sonunda KHF’nin kurulduğu açıklandı ve 27 maddelik parti nizamnamesi ve programı yayımlandı. KHF’nin amacı, kadınların siyasi ve sosyal haklarını kazanmak, Meclis’te bu hakları savunmak ve kadınlığın statüsünü yükseltmekti. Zihnioğlu’nun değindiği üzere, “parti kadın hakları siyasaları yürüten ve yalnızca kadınlardan oluşan siyasal bir cemiyetti”. KHF Dâhiliye Vekâleti’nin iznini beklerken birçok faaliyette bulundu (Maarif Kongresi, Beynelmilel Kadın İttihadı’na temsilci gönderme, Hukuk-i Aile Kararnamesi üzerine bir kadın konferansı düzenlemek ve Medeni Kanun için etkin bir kamuoyu oluşturmak gibi). Beklenen cevap başvurudan tam sekiz ay sonra geldi; KHF’nin programı çeşitli nedenlerle onaylanmamış ve fırkanın kurulmasına izin verilmemişti.
Parti kurma izni alamayan Nezihe Muhiddin ve parti üyeleri, kadınların siyasi ve sosyal haklarına yönelik ffaliyetlerini devam ettirmek için 7 Şubat 1924 tarihinde Kadınlar Birliği’ni kurdular ve başkanlığına Nezihe Muhiddin’i seçtiler. Kadınlar Birliği Nizamnamesi’nden fırkanın nizamnamesindeki siyasal hakların alınmasına yönelik madde çıkarılmış ve nizamname daha da yumuşatılmıştır. Buna rağmen, TKB ve Nezihe Muhiddin kadınların siyasal hakları için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. 1925 yılında İstanbul’da boşalan bir mebusun seçimi sırasında TKB’nin kadın mebus gösterme hamlesi yapılmış, fakat anayasal olarak mümkün olmadığı cevabını almışlardır. Bu girişimi, Kadın Yolu dergisinin yayımlanmaya başlanması, CHF’ye üyelik başvurusu yapılması, eşit işe eşit ücret propagandası ve 1927 yılında siyasi hakların nizamnameye eklenmesi izlemiştir. 1927 seçimleri için kadın mebus adaylarının seçilmesi için tekrar girişim başlatmalarına rağmen, önlerine dikilen anayasal engelini feminist bir erkek aday gösterme yoluyla aşmak istemişler, fakat başarısız olmuşlardır.
TKB’nin bu faaliyetleri başta Yunus Nadi olmak üzere birçok kişi tarafından eleştirilmiştir. TKB’nin siyasal hakları yeniden gündeme getirmesi üzerine, 1927 Kongresi’nde hesaplarda ve idare heyetinin seçiminde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla birliğin resmen teftişine karar verilmiş, TKB’den istifalar başlamış ve Birlik, geçici bir süreliğine faaliyetten men edilmiştir.  Faaliyete başlamasından sonra, 26 Eylül 1927 tarihli Kongre’de birlik içerisindeki muhalif grup baskın çıkmış, Saime Hanım, birliğin yeni başkanı olarak seçilmiş ve Nezihe Muhiddin, Birlik’ten ihraç edilmiştir. TKB ise 10 Mayıs 1935’te “Türk kadınına Türk erkeği kadar hak verildiği ve TKB’nin etkinliğine devam etmesine gerek kalmadığı” belirtilerek feshedilmiştir.
İhraç sonrası Muhiddin’e İstanbul Vilayeti ve TKB tarafından dava açıldı, ancak af kanunu ile davalar düştü. Bu olaylardan sonra 1931‘de Türk Kadını kitabını yayımladı. 1930’dan sonra yayımlanan eserlerde Nezihe Muhiddin’in adı unutuldu. Nezihe Muhiddin’in icraatları, Kemalist devletin tasarladığı yeni kadın portresiyle uyuşmamış ve gerek faaliyetleriyle gerek fikirleriyle otoriter devletten bağımsız bir yol çizmeye çalışmıştı. Zihnioğlu’nun dediği gibi “Nezihe Muhiddin’in Türkiye’nin tarihinden silinmesi süreci, mahkeme, yıldırma, unutturulma ve reddedişe dayalı bir yol izledi”. Geçen hafta yaşananlar her ne kadar sevindirici ve umut verici olsa da, o günden bugüne kadının siyasi alandaki temsiliyetinde (Nezihe Muhiddin, Merve Kavakçı ve başörtülü milletvekilleri) ideolojik arkaplan ve erkek egemen yapılanm maalesef hala önemli bir rol oynamaktadır.
(Not: Nezihe Muhiddin KHF ve TKB ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için bkz. Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkilap)

Kadınlar Dünyası'nda Bir Saraylı

"Küçük yaşta götürüldüğü sarayda yetiştirildi. Yaşlı bir adamla evlendirildi. Kısa bir süre sonra dul kaldı. İkinci kocası gazeteci Rıfat Mevlan, Mustafa Kemal'e muhalefet ettiği için sürgüne gönderilince, bir süre sonra evlendiği Ali Civelek ile yaşamının sonuna dek birlikte oldu. Yirmi yaşında çıkarmaya başladığı dergi, dönemine damgasını vuran bir yayın organı oldu. 1913 yılından 1921 yılma dek yayınlanan derginin yazı kadrosu, hatta mürettipleri bile kadındı. "Kadın­ların hak ve hukuku tanınmadıkça erkek yazılarına yer verilmeyeceği ilkesi" kabul edildi. Dergi, dönemin feminist söylemini anlama açısından önemli bir yere sahipti."

Nuriye Ulviye Mevlan-Civelek, 1893 yılında Gönen'de doğdu. Çerkes bir aileden gelmekteydi. Ailesi Kafkas­ya'dan Ruslar tarafından sürülmüş, deniz yoluyla önce Trabzon'a, ardından da Çerkeslere yerleşebilecekleri yerlerden biri olarak gösterilen Gönen'e yerleşmişlerdi.
Ulviye Mevlan küçük yaşta saraya verildi ve saray terbi­yesi aldı. Saray adetlerine uygun olarak yaşlı bir erkekle evlendirildi. Fakat bu evliliğin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra dul kaldı.
İkinci evliliğini yapmadan dergicilikle uğraşmaya başladı. Yirmi yaşındayken Kadınlar Dünyası isimli der­giyi çıkarmaya başladı. Ulviye Mevlan ikinci evliliğini dönemin ünlü gazetecilerinden Rıfat Mevlan ile yaptı. Mustafa Kemal'e muhalefet ettiği için sürgüne gönderi­len Rıfat Mevlan'dan ayrıldıktan bir süre sonra tanıştığı Ali Civelekle -ailelerin karşı çıkmasına rağmen- evlendi.
Ulviye Mevlan'ın yayına başlattığı Kadınlar Dünyası isimli dergi, 4 Nisan 1913'ten 1921'e dek I. Dünya Sava­şı ve Kurtuluş Savaşı yüzünden kesintilere uğrasa da ya­yın hayatını sürdürdü. İlk yüz sayı günlük olarak, daha sonra haftalık olarak, savaş yıllarında ara verildiyse de 1921 yılına dek 9 yıl çıkarıldı. Feminist olduğunu açık­ça dile getiren dergi, 'feminist' sözcüğünü de kullan­maktan çekinmedi.
Nuriye Ulviye Mevlan-Civelek tüm olumsuz şartlara rağmen derginin çıkması için maddi manevi uğraştı. Derginin maddi sıkıntısı dolayısıyla mücevherlerini dahi bozdurduğu bilinmektedir. Yazı kadrosu, hatta müret- tipleri bile kadındı. "Kadınların hak ve hukuku tanın­madıkça erkek yazılarına yer verilmeyeceği ilkesi" kabul edildi. Dergide özellikle okur mektupları önemli bir yer tutuyordu. Dergi, dönemin feminist söylemini anlama açısından önemli bir yere sahipti.
Kadınlar Dünyası, kadın ve erkek arasında yetenek ve zekâ bakımından hiçbir fark bulunmadığını, kadının ezilmişliğinin nedeninin yetiştirilme koşulları olduğu­nu, kadını yalnızca eş, anne ya da ev kadını olarak gör­mek isteyen erkeğin kadına bir yaşam biçimi dayattığını savunmuştu. Kadının başka bir yaşam biçimi olabilece­ğini bile bilmediğini, kendi haklarından habersiz oldu­ğunu belirterek bu durumu aşmak için kadının kendi geçimini sağlaması ve toplumsal yaşama katılması ge­rektiğini ileri sürmüştü.
Kadınlar Dünyası'nın kadının sorunlarına çözüm yolu, "toplumsal inkılâptan bağımsız olmayan bir kadın inkılâbı"dır. "Bugünkü hayat yenilik istiyor," diyerek Osmanlı toplumuna bir devrim gerek­tiğini vurgulayan dergi için, bu devriminin amacı kadın erkek eşitliğinin sağlandığı yeni bir dünya kurmaktı.
Şöyle bir dünya olacaktır bu: "Haksızlığı, biçareliği, müsavatsızlığı [eşitsizliği] kaldırarak, ahlâkın, vicdanın muhakemesiyle vücuda getirilecek yeni ve insani bir teş­kilat".
Derginin yazarlarından Mükerrem Belkıs, kadın­ların ancak hemcinsleriyle dayanışma içinde, ortak bir mücadeleye girişmeleriyle kadının ezilmişliği sorunu­nun aşılacağını ileri sürmüştü. Dergi bu amaçla, 55. sa­yıda programını yayınladığı, Osmanlı kadınlarının hak mücadelesini yürüten Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-i Nis- van Cemiyeti'ni kurdu. Hem derginin sahibi hem cemi­yetin kurucusu olan Ulviye Mevlan, temel sorunu kadı­nın üretici olmamasında gördü ve kadınlığı bilinçlendi­rerek üretken kılmayı hedefledi.

Dünya kadın hareketinden destek alan, yabancı ba­sının da ilgi gösterdiği Kadınlar Dünyası, yerli basından -kimi yazarlar dışında- pek destek görmemişti. Radikal söylemi zaman zaman tepki de çeken dergi, eleştirilere karşı sert tartışmalara girmekten çekinmezken, kendi kavramlarını da (feminizm anlamında kullandığı kadın­lık ya da nisaiyyun gibi, hukuk-ı nisvan [kadın hukuku] gibi) oluşturup açıklamaya, bu kavramlarla ilgili çarpık, taraflı yorumların yanlışlığını ortaya koymaya çalışmış­tı. Yayın ilkesini kadının erkekle eşit olmasına çalışmak olarak belirleyen Kadınlar Dünyası, Osmanlı döneminde ilerici kadın hareketinin en kararlı sesi olmuştu.
Dergi aynı zamanda 28 Mayıs 1913'te açılan Os­manlı Müdafaa-i Hukuk-i Nisvan Cemiyeti'nin (Osman­lı Kadının Hakkını Savunma Derneği) resmi yayın orga­nıydı. Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-i Nisvan Cemiyeti, din ve mezhep ayrımcılığına gitmeden her kadının hakkını savunan ve arayan, eşit hak mücadelesini savunan bir cemiyetti. Cemiyet, Türkçe bilmeyen kadınlara da açık­tı. Kadınlara yol göstermeyi ve onlara toplumda yeni roller biçmeyi amaçlıyordu. Yönetim kurulunun her hafta toplanması gerektiği ilkeleri arasındaydı. Kadınla­rın çalışma hayatına girebilmeleri, eğitim alabilmeleri için uğraştı.
Cemiyet, kadının aile içindeki durumunu tartıştı. Kadınların çalışabilmeleri için bir terzihane açıldı. Ka­mu kurumlarına girebilmeleri için mücadeleler verdi. Yaptığı çalışmalar sonunda, bir eğitimci olan Belkıs Şevket'in uçağa binmesini sağladı. Böylece Belkıs Şevket uçağa binen ve fotoğrafı yayınlanan İslam dünyasındaki ilk kadın oldu. 18 Kasım 1913'te Tayyare Okulu'ndan Fethi Bey'in kullandığı uçakla uçtu. Yine cemiyetin ça­balarıyla ilk kez telefon idaresinde kadınlar da çalışa­bilmeye başladı.
İlk feminist kadınlarımızdan biri olan Nuriye Ulviye Mevlan-Civelek, 1964 yılında yaşamını yitirdi. Aileleri­nin onaylamadığı bir evlilik yapan; ancak eşi ölene ka­dar birlikte mutlu bir yaşam sürdüren Ali Civelek, eşi­nin ardından onun hatırasını yaşatmak için çeşitli ça­lışmalar yaptı. Memleketi olan Antakya'daki bir sokağa Ulviye Hanım'ın yeni soyadını kullanarak "Ulviye Cive­lek" ismini verdirdi. Yine bu sokakta bulunan bir kilise­yi restore ettirerek kütüphane haline getirip belediyeye bağışladı. (ÇT)
* Bu yazıyı Hüseyin Aykol'un "Aykırı Kadınlar" kitabından aldık (sayfa 27-30).
** "Aykırı Kadınlar, Osmanlı'dan Günümüze Devrimci Kadın Portreleri", Hüseyin Aykol, İmge Kitabevi Yayınları / İnceleme-Araştırma Dizisi, Haziran 2012, 231 sayfa.

Thursday, March 6, 2014

Kırmızı Şemsiye: ‘Seks işçiliği meslek olarak tanınsın’ -Ergür Altan

-Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık Ve İnsan Hakları Derneği olarak derneğinizin isminde yer alan “Kırmızı  Şemsiye” neyi ifade ediyor?
-Kırmızı şemsiye, tüm dünyada seks işçilerinin sembolü olarak kabul görür. İlk defa 2001 yılı 3 Mart günü, Hindistan’da binlerce seks işçisi kırmızı şemsiyelerini alıp sokağa dökülmüş ve hak taleplerini görünür kılmak amacıyla yürüyüş gerçekleştirmişlerdir. O günden bu yana kırmızı şemsiye, seks işçilerinin görünürlükleri için kullandıkları sembol haline gelmiştir.
-Yaklaşık bir yıl önce kurulmuş bir derneksiniz. Derneğinizin kuruluşunda size destek olan, sizinle imecede bulunan kişi ve örgütler oldu mu?
-Bu süreçte seks işçileri olarak örgütlendik, hak taleplerimizi gündeme getirmek amacıyla bir araya geldik. Açık konuşmak gerekirse, seks işçilerinin kendileri dışında çok az destek aldık. Bu süreç içerisinde söylemlerimizin farklılığı, alana değen hali, gerçekliği üzerinden ses getirdiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.
-Trans canlarımızın mı ağırlıkta olduğu bir dernek Kırmızı Şemsiye yoksa bütün seks işçilerini kapsıyor mu?
-Kırmızı Şemsiye bir trans derneği değil. Kırmızı Şemsiye bütün seks işçilerinin yer aldığı bir dernektir.
-Kuruluşunuzdan bu yana geçen süre içerisinde, en azından seks işçileri tarafından haberdar olunan, iletişime geçilen, ulaşılabilen bir yapı olma yönünde attığınız adımlar neler?
-Kırmızı Şemsiye kurulduğu günden bu yana, yani son 11 ay içerisinde medyada çıkan birçok haber üzerinden görünür hale geldi. Aynı şekilde, seks işçilerine sunduğumuz hukuki destek ile birlikte seks işçilerinin yerel ağları içerisinde görünürlük kazandı. Bununla birlikte, Türkiye’nin genelevlerini dolaştık ve neredeyse bütün genelevlerle irtibat haline girdik. Bununla yetinmiyoruz, bar ve pavyonlarda çalışan seks işçileri ile birlikte erkek seks işçilerine yönelik de görünürlük faaliyetleri düzenleme amacındayız. Örgütlenme sürecimiz yavaş ama etkin şekilde sürüyor. Halihazırda Türkiye’nin bir çok yerinden seks işçileri bize ulaşıyor ve üye olmak istiyor.
-Seks işçisi olmayıp derneğinize gelmek isteyen, dernek çalışmalarınızda size destek olmak isteyenler oldu mu? Bu düşüncede olanlar size ulaşabilirler mi?
-Kırmızı Şemsiye bir seks işçileri derneği ancak üyelerimiz arasında öğrencisinden avukatına, akademisyenine veya gazetecisine dek birçok kişi bulunuyor. Herkes faaliyetlerimize destek oluyor üyelerimiz içerisinden, ancak son söz seks işçilerinin.
-Derneğinizin ve dernek üyesi olan canlarımızın ihtiyaçları neler? Karşılaştığınız hukuksal sıkıntılar için avukat hizmeti alabiliyor musunuz?
-Evet, halihazırda bir avukat ekibimiz var ve yaşanan sıkıntılarla ilgili kendilerinin desteğini alıyoruz.
-En çok nefret suçlarının işlendiği ülkelerden birisi Türkiye. Bunun temelinde yatan etkenler neler?  Trans bireylere ve seks işçilerine yönelik bu cinayetler ve ayrımcılıklar nasıl önlenebilir?
-Bir çok sebep var; seks işçiliği konusundaki tabu, ahlak ve namus algısı, transfobi, homofobi, devletin seks işçilerini hedef haline getiren tutumu, var olan seks işçiliği mevzuatı, seks işçilerinin sadece devlet değil, toplumun hemen her kesimi tarafından görmezden geliniyor oluşu, siyasi partilerin seks işçiliği dendiğinde bizi görmezden gelmesi, vs. Şiddet ve ayrımcılık etkili bir mevzuat ile önlenebilir. Bununla birlikte seks işçilerine yönelik fiili politikaların oluşturulması ve bu politikaların seks işçilerinin çalışma, yaşama, barınma, sağlık, adalete erişim ve benzeri haklarını güvence altına alması lazım. Var olan mevzuatın değiştirilmesi ve seks işçiliğinin bir meslek olarak tanınması, seks işçilerinin suçlu muamelesi görmesine bir son verilmesi lazım. Bununla birlikte bizzat Kırmızı Şemsiye gibi STK’ların devlet tarafından kaale alınması, bizim öneri ve taleplerimizin dikkate alınarak onlara uygun adımların atılması, kısacası, seks işçilerinin seks işçileri olarak kaale alınması gerekiyor. Bizi sadece “mağdur” olarak algılamaktan vazgeçmesi lazım herkesin, biz mağduruz evet ama sadece mağdur değiliz. Aynı zamanda özneyiz, haklarımızın ve taleplerimizin bilinmesi lazım. Biz ne istediğimizi bilen insanlarız. Bize ağlamaktan vazgeçin, taleplerimize kulak verin. Bize yardımcı olmak istiyorsanız, bizi dinlemeniz yeter.
-Seks işçileri dışında ötekileştirilen bir çok kesim var ülkemizde. Engelliler, Aleviler, Ermeniler, ateistler gibi…Ötekileştirilen diğer kesimlerin size bakış açıları nasıl? Bir empati, dayanışma söz konusu mu?
-Bugüne dek kurumsal bir dayanışma görmedik açıkçası. Bu ileride bu şekilde bir dayanışma görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor tabii. Bizim bakış açımız, her ezilenin yanında durulması gerektiğidir. Her ezilenin kendi alanında uzman olarak kabul edilmesi ve o ezilenlerin taleplerinin desteklenmesi lazım. Diğer ezilenlerin talepleri nasıl kabul görüyorsa, bizim dışımızdaki ezilenlerce de bizim taleplerimizin sorgusuz sualsiz kabul görmesi gerekiyor. Bizler, seks işçileri olarak zaten Kürt’üz, Türk’üz, Alevi`yiz, engelliyiz, gayrimüslimiz, ateistiz, dindarız vs. Dolayısıyla biz her kesimdeniz. Kimliklerimizi sahipleniyoruz, diğer ezilenleri destekliyoruz. Aynı desteği biz de bekliyoruz!
-Derneğinizin temel amaçlarından biri seks işçiliğinin bir meslek olarak kabul edilmesi yönünde çalışmalar mı yapmak? Zira size karşı önyargısız olduğunu belirten kişilerin önemli bölümü seks işçiliğini koşullar gereği yaptığınıza inanmakta, seks işçiliğinin bir meslek olarak kabul edilmesini doğru bulmamakta. Sizin düşünceniz nedir?
-Hangi iş koşullar gereği yapılmıyor ki? Seks işçiliğine toplumsal kesimlerin bakışı son derece ikiyüzlü. Seks işçiliği elbette ekonomik zorunluluklar veya başka sebepler dolayısıyla yapılıyor. Ancak bana kim iddia edebilir ki, diğer meslekler de koşullar gereği yapılmıyor?  Seks işçiliğinin başkalarınca bir meslek olarak kabul edilmemesinin biz seks işçileri için pek bir değeri yok açıkçası, zira biz seks işçiliğini zaten meslek olarak yapıyoruz ve bu şekilde görüyoruz. İşin özneleri olarak böyle yaşıyoruz, böyle deneyimliyoruz. Neden bir temizlikçi kadının mesleği meslek olarak kabul ediliyor da bir seks işçisininki kabul edilmiyor? Bunun adı net bir şekilde ikiyüzlülüktür.
-Yurt içinde başka şehirlerde şubeleriniz olacak mı?
-Şu an böyle bir planımız yok, ileride olabilir.
-Yurtdışındaki trans ve seks işçisi örgütlerle bağlantılar kurabiliyor musunuz?
-Yurtdışındaki birçok sivil toplum kuruluşunun üyesiyiz zaten kurulduğumuz günden bu yana. Transgender Europe, ILGA, NSWP, ICRSE, SWAN gibi bölgesel ve global seks işçileri ve LGBT ağlarının üyesiyiz.
-Gezi Direnişinde LGBT`ler de aktif olarak yer aldı. LGBT dışında direniş eylemlerine katılan bir çok kişi ilk kez LGBT bireylerle yan yana geldi, bir iletişime geçti.  Direnişten sonraki zaman diliminde toplum içinde bir parça olsun sizinle ilgili olumlu sonuçları oldu mu Gezi Direnişinin?
-Kısmen evet. Ama seks işçiliği meselesi LGBT meselesiyle birebir ilgili değil. Seks işçiliği konusu bambaşka bir konu. Dolayısıyla lütfen LGBT meselesi ile seks işçiliği meselesini aynı tutmayalım.
-Önümüzdeki süreçte derneğinizde ve derneğiniz dışında yapmayı planladığınız etkinlikler var mı? Derneğinizin iletişim bilgilerini verebilir misiniz?
-Dernek olarak, henüz 1- 2 Mart’ta Ankara’da düzenlediğimiz 3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü etkinliklerimizi tamamladık. İleriki aylarda yayınlayacağımız yayınlar var, şu an onlarla ilgili çalışıyoruz. Aynı zamanda trans seks işçilerinin şiddet tecrübeleri ile ilgili bir araştırmamız devam ediyor. Buna ek olarak hukuki desteğimiz de seks işçilerine yönelik devam ediyor. Genelevlerle ilgili bir çalışmamız mevcut ve onu da devam ettiriyoruz. Bu saydığım faaliyetlerimizle ilgili detaylar önümüzdeki dönem içerisinde kamuoyu ile paylaşılacak.
Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Adres: Meşrutiyet Mah. Konur 2 Sok. 44/8 06640 Kızılay, Ankara
Tel: 0312.419.2991
E-Posta: kirmizisemsiye@kirmizisemsiye.org
Röportajdaki emeği ve sorularıma verdiği yanıtlar için Kemal Aysu`ya teşekkür ederim. Yolu açık olsun Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık Ve İnsan Hakları Derneği`nin ve canlarımızın.
 

Saturday, February 22, 2014

Berfo Ana'dan bir yıl sonra: Analar daha çok ağlıyor şimdi

Hasan Aksay

Zulümdür bu toprakların kaderi, yüzyıllardan beri.
Zalim hükümdarların biri gider, biri gelir.
Büyük zalimlerin mağrur ve kaygısız ayaklarına uzanan eziyet merdivenlerinin her birinde irili ufaklı birçok zalim vardır.
En fazla zulme uğrayanlar en kalabalık olanlardır. Kalabalıklar zalimlerine delicesine tutkundur. Onların tek bir haykırışıyla alkış fırtınaları koparırlar. Ölmeye, öldürmeye koşarlar tek bir sözle.
Bazen hayır demeye çalışanlar çıkar. İsyan bayrağı dalgalanmaya başlar.
O zaman buyruklar, emirler, kurallar, yasalar ve yasaklar seferber olur. Polisi, askeri, savcısı, hakimi isyancıların üzerine çullanır.
Kimi içeri atılır, kimi dışarı kaçar, kimi işkence tezgâhına yatırılır, kimisi de kurban edilir, sürüp gitsin diye bu zulüm.
Kurbanlardan geriye birer acı bulutu kalır. Gözyaşı yağmurları yağdırır o bulutlar yıllar boyunca.
O bulutların adı anadır.
Evlatsız analardır zulüm memleketlerinin kahrını çeken suskun kahramanlar.
 
*      *    *
 
Evlatlardan geriye bazen bir kanlı gömlek kalır...
Bazen bir hüzünlü mektup ya da veda dizeleri...
"Bağışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
Eller değsin istemedim, gözler değsin istemedim
Ağlayıp koklayacaktın belki bir ömür taşıyacaktın boynunda
Yaşamak ağrısı asıldı boynuma oysa türkü tadında yaşamak isterdim
Ölmek ne garip şey anne…"
Kara toprak bazen, ıssız rüzgârlarda üşüyen bir mezar...
Bazen o bile kalmaz; mezarsızlıktır, cenazesizliktir elde avuçta kalan...
Hayatın anlamsızlığında kaybolmak kalır cesetleri buharlaşmış evlatların ardından...
Ağlamak kalır, kahrolmak kalır, isyan etmek kalır hem avazı çıktığınca sesli, hem de yürek parçalayacak ölçüde sessiz...
 
*      *    *
 
Berfo Ana bu kayıp analarının en başta gelen sembollerinden biridir.
Tam bir yıl önce, 21 Şubat 2013'te öldüğünde 33'ü oğul acısıyla geçen 105 yıllık bir ömrü geride bırakmıştır.
Onun uzun hayatında en önemli tarih, ne doğduğu 1908'in İkinci Meşrutiyeti, ne birinci ve ikinci dünya savaşları, ne cumhuriyetin ilanı, ne de hükümdarların geliş ve gidiş günleridir.
13 Eylül 1980'de evlerinin basılması, küçük oğlu Cemil Kırbayır'ın gözaltına alınmasıdır:
"Son defa ‘Cemil’ dedim, o da ‘Anne’ dedi; bir daha göremedim yavrumun yüzünü…"
8 Ekim'de devletin resmî tutsak evinde kaybolur Cemil. "Yok", derler, "kayboldu", derler, "bilmiyoruz", derler. Ve küçük bir eşya misali kaybederler aslan gibi delikanlıyı.
Berfo Ana yıllarca, on yıllarca oğlunu arar. Bekler; kapısını kapamadan, evinin duvarını boyamadan bekler. İsyan eder.
"Hiç olmazsa mezarını gösterin", der. Oğlundan kalan kemiklere kavuşmaya bile razıdır.
Ama devlet oralı değildir.
Cemil'in varlığıyla yokluğu devleti ilgilendirmez pek.
Bir gün devletin ta tepelerine, Başbakan Erdoğan'ın karşısına çıkar Berfo Ana. O Başbakan ki, bir vakitler onun çileli hayatıyla sıkı bir belagat senaryosu yazmış, 2-3 bakanı ağlatmıştır bile.
Berfo Ana, evladının mezarına kavuşma umuduyla görüşmeden çıktığında, aslında devletin mahkemesinin 2002'de "takipsizlik" kararı vererek zaten pek takip etmediği oğlunun dosyasını karanlık dehlizlere fırlattığını bilmemektedir.
"Oğlumu gömmeden ölmeyeceğim" der Berfo Ana. Epeyce de direnir. Ama sonunda dayanamaz ve amacına ulaşamadan ölür.
Kim bilir, belki de böylelikle kavuşur Cemili'ne. Son nefesle birlikte devlet zulmünün artık ulaşamadığı bir yerde.
 
*      *    *
 

Berfo Ana'sız geçen bir yıl, keşke kayıpların, "cumartesi anaları"nın ve devlete kurban verilen evlatların sayısının azaldığı bir dönem olsaydı.
Ama olmadı.
Tersine...
Giderek kalabalıklaşıyor acılarımız.
İşte 105 yaşındaki Berfo Ana...
Yanında 18 yıldır oğlu Metin Göktepe'nin mezarı başında adalet bekleyen 77 yaşındaki Fadime Göktepe...
Arkadan kol kola girmiş genç ölülerin (Ahmet Atakan'ın, Abdulah Cömert'in, Ali Korkmaz'ın ve ötekilerin) anneleri Emsal Atakan, Hatice Cömert, Emel Korkmaz ve hızla yaşlanıp önce Fadime Teyze'ye, sonra da Berfo Ana'ya benzeyecek olan diğer kadınlar...
Acılar katmerleniyor.
Daha da ağırlaşacak muhtemelen.
Çünkü kaderdir bu topraklarda zulüm.
Ve zalimler isyan korkularını bastırmak için isyancıları yok etmek zorundadırlar.
 
*      *    *
 
Kayıplar ve kayıp analarıyla ilgili çok yazı yazıldı. Ve maalesef daha çok yazılacağa benzer.
Ben son demlerinde konuşma, sesini duyma şansına eriştiğim Berfo Ana'yla ilgili daha önce iki yazı yazmıştım: "Berfo Ana ve Devlet Baba" ve "Berfo Ana'nın ardından: Bir günlüğüne dindar olmak istiyorum
İkincisini Ahmet Kaya'nın seslendirdiği bir hüzünlü şarkıyla bitirmiştim:
"Şu dağlarda kar olsaydım olsaydım
Bir asi rüzgâr olsaydım olsaydım
Arar bulur muydun beni beni
Sahipsiz mezar olsaydım olsaydım..."
Yine aynı şeyi yapmak istiyorum izninizle:

Monday, February 17, 2014

Güney Afrika’da 200 madenci göçük altında

Güney Afrika’nın Johannesburg kenti doğusundaki Benoni’de kaçak bir altın madeninde meydana gelen göçükte 200 madenci mahsur kaldı
güney-afrika 1
Alexander Joe – AFP Photo
AFP’nin haberine göre, Güney Afrika’nın Johannesburg kenti doğusundaki Benoni’de kaçak bir altın madeninde meydana gelen göçükte 200 madenci mahsur kaldı. ER24 isimli özel acil durum operatörü Russel Meiring, “Şimdiye kadar 11 kişiyi kurtardık, çoğunda görünür bir yaralanma yok ama sağlık kontrolünden geçecekler” dedi.
Mike Hutchings - Reuters
Mike Hutchings – Reuters
ER24 sözcüsü Werner Vermaak, yaptığı açıklamada 30 kadar madenci ile iletişime geçtiklerini ve göçük altında 200 kişinin olduğunu söylediklerini aktardı. Yerel belediye yetkilileri ise maden ocağında mahsur kalan 30 madenciyi tespit ettiklerini, 200 sayısını teyit edemediklerini belirtti.
Polis sözcüsü Mack Mngomezulu, tutuklanma korkusuyla çıkmayı reddettiklerini ve yeraltında sayılarının daha fazla olabileceğini söyledi. Sağ çıkarılanların da “ yasadışı madencilik ve haneye tecavüz” suçlamasıyla tutuklanacağı belirtildi.
Belediye yetkilileri, Benoni mahallesinde bir kriket stadyumun arkasına kazılan altın madenine
Alexander Joe - AFP Photo
Alexander Joe – AFP Photo
Cumartesi günü kaçak bir şekilde indikleri belirtildi.  Bir kaya blokunun düşerek kuyuların girişini kapatması nedeniyle madencilerin mahsur kaldığını açıkladı.
Altın madeninde kurtarma çalışmaları sürüyor. Alandaki ekipler büyük bir taş bloku kaldırarak girişi açmaya çalıştı. Yetkililer, bir iple çocuklara yiyecek ve su ulaştırdıklarını bildirdi.
Güney Afrika Cumhuriyeti dünyanın en derin maden ocaklarına sahip. Ülke, altın ve platin üreticisi olarak dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Buna ek olarak Güney Afrika Cumhuriyeti madenlerde işçi ölümlerinin ve çocuk işçi çalıştırma oranında da yüksek olduğu bir ülke olarak dikkat çekiyor.

Saturday, February 15, 2014

İran'ın 'Ölü Ozanlar Derneği'

İran'ın 'Ölü Ozanlar Derneği'
Haşim Şabani'nin infazı, kalemin kılıçtan daha güçlü olabileceğini gösteriyor. Pasifist aile babası Şabani, Arapça şiir yazdığı için idam edildi.
Haber: ROBERT FISK
İran’da bir Ölü Ozanlar Derneği olsa gerek. Ya da belki Şehit Ozanlar Derneği. En yeni üyesi de ülkenin güneybatısından, Irak sınırındaki Ahvaz bölgesinden bir İranlı Arap. 1979’dan beri İslam devriminin idam ettiği onca kişiden biri olarak, ‘yeryüzüne yozlaşma yaymaktan’ asıldı.
Şabani ile ilgili her şey infazcılarının yüzüne utanmalarını haykırıyor: Pasifist şiiri, akademik eğitimi, -1980-88’de Iraklı istilacılara karşı savaşırken ağır yaralanarak engelli durumuna gelen- hasta babasına bakması, eşi ve tek çocuğuna sevgisi. Ama çoktan bir siyasi cesede dönüştü. Katilleri olan İran İçişleri Bakanlığı ile Devrim Mahkemesi Yargıcı Muhammed-Bagir Musavi ilk failler.
Ardından Şabani’nin arkasından yas tutmakla geçirdikleri kadar zamanı ölümüyle ilgili İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi suçlamaya harcayan Iraklı muhalif gruplar geliyor. Ve sonra elbette infazcısı olarak üçüncü sırayı tarih alıyor.
Devrim Muhafızları birlikleri ve içişleri bakanlığı memurlarının, iki yıldan uzun süredir Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Ahvaz’da bombalarla parçalara ayrılmalarından ötürü intikam için gözleri döndü. Söylemeye gerek yok, Şabani, ‘direnişe’ yardım etmekle suçlandı; anlaşılan bu günlerde Arapça şiir yazmak ve hatta Farsça şiirleri Arapçaya çevirmek bir yazarın yıkıcı diye damgalanmasına yetiyor. Şabani, hapisten yazdığı bir mektupta, ‘İranlı yetkililerin Ahvazlılara yönelik hain suçlarına, hele de keyfi ve yargısız infazlarına karşı’ sessiz kalamayacağını dile getiriyordu, “Bu dünyada her bir insanın sahip olması geren meşru hakkı savunmaya çalıştım, o da tüm yurttaşlık haklarıyla özgürce yaşama hakkıdır. Tüm bu sefalet ve trajediler olup biterken, zalim suçlara karşı kalemden başka bir silah asla kullanmadım” diyordu.
Belki de Şabani’nin sonunu hazırlayan bu oldu. İran’da kalem gerçekten kılıçtan daha güçlü olabilir, hele de güvenlik güçleri sadece Ahvaz’da değil, Belucistan, İran Kürdistanı ve ülkenin diğer azınlık nüfuslu bölgelerinde ayrılıkçı tehlikeye dair giderek daha çok paranoyaklaşırken.
İronik biçimde, 1979’da İslam Devrimi’nin devirdiği Şah’ın sözde-laik rejimi de İran’ın yeni ve ‘modern’ devleti içinde Fars aşiretleri ve dini liderleri üzerine bir milliyetçilik cilası çekmişti. Ve İranlı âlimler buna itiraz edecek olsa da geleneksel aşiretçiliğin dizginlenmesine yardımcı olarak, Ortadoğu halklarını ‘laikleştiren’ bizzat İslam’dır. Fakat bunun 32 yaşındaki Haşim Şabani’ye bir faydası olmadı. İki yıl gözaltında tutulduktan sonra Musavi tarafından temmuzda ölüm cezasına çarptırılan 14 insan hakları savunucusundan ikisi olan Şabani ile bir arkadaşı, hapiste işkenceden geçirildi.
Aralık 2011’de İran’ın kasvetli uluslararası uydu kanalı Press TV’ye çıkarılan Şabani, ‘ayrılıkçı terörizme’ karıştığını ve Baasçılığı desteklediğini ‘itiraf etmişti’. Kanal, daha da ileri giderek, Şabani’nin Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ve Albay Muammer Kaddafi ile temas halinde olduğunu iddia etmişti, herhalde biri devrilmeden, öbürü öldürülmeden önce.
İranlı muhalefet grupları, Şabani’nin öldürülmesini kınarken İran’ın yeni cumhurbaşkanı ve Batı’nın yeni dostu Ruhani’yi suçladı. Muhalefet gruplarına göre geçen ay Ahvaz’a kısa bir ziyaret düzenleyen Ruhani, dengesiz selefi Mahmud Ahmedinecad döneminde verilen ölüm cezalarını onayladı.
İdamlarla ilgili cumhurbaşkanını suçlamak İran siyasetinin rutinidir. Rejimin bazı muhalifleri, son derece ılımlı Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde onlarca sanatçı, akademisyen ve yazarın öldürüldüğünü iddia eder, Hatemi’nin bu insanların öldürülmesi karşısında çok öfkelenmesine rağmen. Hemen hepsi, ölüm cezasına çarptırılmamış, suikasta kurban gitmiştir. Gerçekte, Hatemi’nin selefi Ali Ekber Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığında, çok dah fazla sayıda entelektüel ölümle buluştu.
Arap Huzistan eyaletinde otobüse düzenlenen muazzam bir bombalı saldırıyla adamları katledilen ‘Devrim Muhafızları’nın, İranlı Arap insan hakları aktivistlerinin ‘yasal’ biçimde öldürülmelerinden vicdan azabı duymayacağı muhakkak. Oysa İran, Huzistan’da hükümet yetkililerine yönelik saldırıların gerisinde Britanya istihbarat servislerinin olduğunu defalarca iddia etmişti.
Şabani, vatanı İran’da yüceltilmeliydi. Ahvaz’da doğup hem Farsça hem Arapça şiir yayımladı, siyasetten master derecesi aldı ve öğrencilerin tutuklanması, profesörlerin atılmasını protesto eden yürüyüşlere liderlik etti. Önde gelen İranlı yazar ve gazeteci Amir Tahiri, Şabani’nin yargılı infazından birkaç gün sonra çoğunlukla siyasi yanı bulunmayan şiirleri hakkında bir yazı kaleme aldı ve dizelerinden alıntı yaptı.
Şabani ‘Neden Ölmem Gerekiyor, Yedi Sebep’ başlıklı şiirinde davasından şöyle söz ediyor: “Yedi gün boyunca bağırdılar bana/Savaş açtın Allah’a.../Cumartesi: Çünkü sen bir Arap’sın!/Pazar: Hem de Ahvazlısın.../Salı: Kutsal devrimle alay ettin.../Cuma: İnsansın, ölmene yetmez mi?”
Şabani, Ahvaz’da hakkında sevgi dolu dizeler yazdığı nehirle aynı adı taşıyan Karun Hapishanesi’nde aylarca tutulduktan sonra, bilinmeyen bir yere nakledilip asıldı.

Tuesday, February 11, 2014

Her aile bir devlet...


FOTOĞRAF: Roboski katliamı snrası... (29 Aralık 2011)

Sıklıkla taksiye binenler, iyi bilirler ki, taksi şoförleriyle yapılan sohbetler, sokaktaki vatandaşın siyasi algısını yansıtmakta çok belirleyicidir.

Bu sohbetlerde, genellikle sıradan vatandaşın resmi ideolojiyle nasıl biçimlendiğine ve Türk-İslam sentezci bakış açısının nasıl da belirleyici olduğuna, defalarca şahit olmuşsunuz.

Geçtiğimiz gün, yolculuk ettiğim taksi şoförünün konuşmaları da, aynen böyleydi.

Taksiye biner binmez, şoför, AK Partiden şikayet etmeye başladı. Gezi olaylarında, gençlerin nasıl direndiklerini, onlara nasıl destek olduğunu anlattı.

Ardından sözü tutuklu komutanlara getirdi; “AK partiyle PKK, işbirliği içindeler; PKK’nin işlediği suçları komutanlarımızın üzerine atıyorlar” diyerek, komutanları savundu.

Ben ise, "sizin, o komutanların işlediği suçlardan haberiniz var mı? Gözaltında kaybedilen, katledilen insanlardan, toplu mezarlardan haberiniz var mı?" sorusunu yönelttiğimde, şoförün verdiği cevap artık dayanılmaz nitelikteydi. Dedi ki; “…o toplu mezarlar bir yalan, orada bulunan kemikler, insan kemikleri değil, köpek kemikleri…”

Şoföre durmasını söyledim; çok sinirliydim ve inerken, ‘siz hepiniz bu kirli devletin suç ortaklarısınız’ dedim ve indim.

Üzerinde yaşadığımız coğrafya, öyle bir yer ki; burayı yönetenler sahip oldukları ‘iktidar’ın esiri olurlar. Ellerinde tutukları iktidarı bırakmamak için, her türlü kötülüğü yapabilirler.

Biraz geçmişe baktığımızda, kendi iktidarı için öz çocuklarını bile katleden bir zihniyeti görürüz. İktidarlarını sürdürmek için, bir zaman, ‘düşman’ olarak gördükleri ile kol kola girebilirler.

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi, ‘kirli oyunlar’ ile doludur. Yönetenlerin, iktidarları adına oynadıkları oyunlar, coğrafyanın bazı topluluklarına acı olarak, katliam olarak ve soykırım olarak döner. Onlar, iktidarda kalmak adına, coğrafyanın Türk ve Suni Müslüman kimlikleri dışında, tüm etnik, dinsel ve cinsel kimliklere, ‘yok olmayı’ dayatmışlardır. Yarattıkları, ‘normal’ kavramının, kitleler tarafından içselleştirilmesini sağlayacak bir resmi ideoloji ve resmi tarih yaratarak, bu yalana inanılmasını sağlamışlardır.

Kürtler, bu yalana inanmamış ve teslim olmamış bir toplum olarak, iktidarın tüm zehirli oklarını, üzerine çekmiştir. Kirli bir savaşın ardından, yakılan boşaltılan köyler, öldürülen gözaltında kaybedilen insanlar, cinsel şiddete maruz kalan kadınlar, yok edilmeye çalışılan bir anadil, hapishaneler dolusu insanlar, ama en çok da, yok edilemeyen bir güven ve inanç vardır.

Diğer tarafta ise, bu güven ve inancı görmemekte direnen ve yalanlara teslim olan bireyler ve aileler…

Adeta her aile bir devlet, her baba bir devlet başkanı gibi, bu yalanı sürdürmeye yeminlidirler.
Eren Keskin, 10 Şubat 2014, Sesonline.net

Friday, January 24, 2014

Kadınların 2013′ü: Öfkeliyiz, isyandayız, hesap soruyoruz!

2014 yılına kadın cinayeti haberleri ve  kadınların hesap soran sokak eylemleri ile girdik. Adana Ceyhan’da Yeşim Yalçıntaş ve İstanbul Şişli’de Ebru Erenler ayrıldıkları erkekler tarafından öldürüldüler. İzmir’de ve Mersin’de kadınlar “Yalana, talana, kadın düşmanlığına artık yeter”  diyerek Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne yürüdüler. İstanbul’da Sebahat Tuncel’in aldığı hapis cezasını Yargıtay’ın onamasına karşı sokaktaydılar, kararı tanımadıklarını ilan ettiler. Geride bıraktığımız 2013 ise kadınlar için isyanın ve mücadelenin yılı oldu. Sendika.Org olarak kaybettiklerimizi anmak, kadınların isyanını, 2013 kadın gündemlerini ve elbette kadın düşmanlarını tarihe not düşmek için bu foto-haberi hazırladık
1-sakine-fidan-leyla
9 Ocak 2013’te Kürt halkının özgürlüğü için mücadele eden 3 kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Paris’te suikastle katledildi. 17 Ocak’ta yapılan cenaze töreninde tabutları kadınların omuzlarında taşındı. Kadınlar Sakine, Fidan ve Leyla’ya yönelik suikastin Kürt özgürlük hareketine olduğu gibi kadınların özgürlük mücadelesine karşı da yapıldığını söyleyerek “Kadın özgürlük mücadelesini katlederek bitiremezsiniz” sloganlarıyla sokaklara çıktılar, katillerin peşinde olacaklarını ilan ettiler. Sakine, Fidan ve Leyla yıl boyunca tüm eylemlerde kadınların ellerindeki dövizlerde, dillerindeki sloganlarda mücadelenin içindeydiler.
2012’de kürtaj yasağına karşı mücadeleyle AKP’ye geri adım attırarak Haziran İsyanı’nın işaret fişeğini yakan kadınlar, 2013′te Gezi direnişini bir kadın isyanına dönüştürdüler. On binlerce kadının sokaklara çıktığı isyan günleri kadınlar için de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yeni bir dönemin habercisiydi. Kadınların 2013’ünden bahsederken önce kaybettiklerimizi anıyoruz. 2013’ün ilk 11 ayında 218 kadın erkek şiddeti ile öldürüldü. 2013 yılında iş cinayetlerinde 105 kadın işçi yaşamını kaybetti. Savaş politikaları nedeniyle yaşamlarını kaybeden kadınları unutmuyoruz. Savundukları değerler ve mücadeleleri nedeniyle katledilen ve özgürlükleri ellerinden alınan kadınları unutmuyoruz. Yas tutmakla yetinmiyoruz. 2014 kadınlar için Sakine, Fidan ve Leyla’nın, Berfo, Fadime ve Miran’ın yarım kalan mücadelelerini sürdürmenin kadınların katili erkek egemenliğe ve kapitalizme, faşizme ve savaşa karşı, isyanın verdiği güçle ve dayanışmayla kadın mücadelesini büyütmenin yılı olacak…
2-berfo-fadime-miran
2013 kadınlar için direnişin ve mücadelenin yılıydı. Bu yıl içinde oğullarını katledenlerden hesap sormaktan vazgeçmeyen üç mücadeleci kadını yitirdik. 12 Eylül 1980′den sonra yaşanan faili meçhul cinayetlere ve kayıplara karşı ailelerin direnişinin simgesi haline gelen Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Ana 21 Şubat’ta 105 yaşında yaşamını yitirdi. Yaşamının son 33 yılını oğlu ve oğlu gibi katledilen, kaybedilenler için adalet mücadelesi içinde geçirmişti. Haziran İsyanı’nda Ümraniye’de gerçekleşen eylemler sırasında hayatını kaybeden direnişçi Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş yaşadığı acı ve adaletsizlikler nedeniyle 13 Aralık’ta kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Fadime Ayvalıtaş Mehmet’in ölümünün ardından sokaklarda öldürülen diğer direnişçilerin aileleri ile birlikte ölümlerden sorumlu olanların hesap vermesi için mücadele etmişti. Ve 2013’ün son kaybı Miran Encü idi. 19 yaşında Roboski’de hayatını kaybeden Vedat Encü’nün halası Miran Encü, Roboski katliamının yıldönümünde düzenlenen anmada kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.
2-2Cumartesi_Anneleri_2122
Berfo Ana’yı sevgiyle anarken onun davasını sokakta sürdüreceklerini ilan eden Cumartesi Anneleri’ni de unutmuyoruz. 2013 yılında her cumartesi Galatasaray’daydılar.

KADINLARIN İSYANI: “Bir kere gittik Gezi’ye…”

3-gezikadinlari
Kadınlar tencere tava çalarak, barikat kurup polis şiddetine karşı direnerek,  nöbet tutarak, revirlerde, plaza önlerinde, çadır alanlarında komün günlerinde, forumlarda yani direnişin her anında ve noktasında kitlesel, militan katılımları ile Gezi direnişini aynı zamanda bir kadın isyanına çevirdiler. Direnişin isyana dönüştüğü 31 Mayıs günü Taksim Meydanı’nda gaz bombası ile başından ilk vurulan bir kadındı: Lobna Allami. Lobna haftalarca komada kaldıktan sonra konuşma yetisi kaybı başta olmak üzere kalıcı hasarlarla hastaneden ayrılırken bir eliyle zafer işareti yapıyor, diğer elinde tuttuğu dövizle ise AKP’ye sesleniyordu: “Yaşam biçimime dokunma!” Polis tarafından başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük’ün cenazesi için 16 Haziran’da katledildiği yerde bekleyen direnişçilere yönelik polis saldırısında da Öğrenci Kolektifleri’nden Dilan Dursun gaz bombası ile başından vuruldu. Uzun süren bir tedavinin ardından Dilan aramızda. Lobna’nın da tam olarak sağlığına kavuşacağı günleri bekliyoruz.
4-kadınforum
Haziran İsyanı sırasında polis şiddeti kadınları özel olarak hedef aldı. Kadınları “eve geri döndürme” stratejisi direnişçi kadınlara yönelik taciz, tecavüz tehdidi, gözaltılarda çıplak arama işkencesi ile devreye sokuldu. Kadınlar sokakta olmaktan vazgeçmedikleri gibi kendilerine yönelen devlet şiddetine karşı da mücadele ettiler. Ülkenin dört bir yanında polis tacizine, çıplak arama işkencesine karşı sokaklara çıktılar, karakollara yürüdüler. İzmir’de Gezi direnişçisi Elif Kaya hapishanede çıplak aramaya karşı direnişi nedeniyle ceza aldı. Direnişçi kadınlar eylemlerle Elif’in yalnız olmadığını gösterdiler. Kaya geçtiğimiz ay tahliye oldu. Gezi Parkı’ndan sonra park forumlarına yayılan direniş alanlarında yine kadınlar vardı. Doğrudan demokrasi deneyimi inşa edilirken forumların öznesi olan kadınlar, kadın forumlarını da örgütlediler.
5-anneler
Sayfi Sarısülük, Fadime Ayvalıtaş, Fehriye Yıldırım, Emel Korkmaz, Hatice Cömert, Emsal Atakan. Haziran İsyanı’nda yaşamını yitiren direnişçilerin Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan ve Abdullah Cömert’in anneleri. Önce oğullarının adıyla anıldılar. Hesap sordular, eylemlere katıldılar, sokakta olmaktan ve direnişi sahiplenmekten hiç vazgeçmediler. Hep dayanışma içinde oldular, onların direnişleri İsyan’ı büyüttü. Gülsuyu’nda katledilen Hasan Ferit Gedik’in annesi Nuray Gedik oğlunu toprağa verebilmek için devlet şiddetine karşı direndi. Gülsüm Elvan 14 yaşındaki oğlu Berkin Elvan 15 Haziran günü başından gaz bombası ile vurulduğu günden beri hem Berkin için direniyor, Berkin’i vuranlardan hesap soruyor.
6-medeniyıldırım
28 Haziran’da Diyarbakır Lice’deki kalekol yapımını protesto ederken, jandarmanın açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Medeni Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, seçim kampanyası için 16 Kasım’da Diyarbakır’a gelen Tayyip Erdoğan’a karşı tek başına eylemdeydi. Fahriye Yıldırım “Oğlumun katili sizsiniz” diyor ve ekliyordu “Gezi’de benim oğluma kahraman diyorlar”
7-sapanliteyze
Gezi direnişi sırasında polis saldırısına direnirken Taksim Meydanı’nda çekilen bu fotoğraf nedeniyle direnişin “Sapanlı Teyze”si olarak anılan Emine Cansever 10 Ekim’de tutuklandı, 2013’ün son günlerinde tahliye edildi
8-yolsuzlukson
Haziran İsyanı’ndan sonra “Bir kere gittik Gezi’ye dönmeyiz evimize” diyen kadınlar yolsuzluk ve rüşvet ağlarının ortaya dökülmesi ile birlikte açığa çıkan sokak hareketlerinin de en önünde. Kadınlar sokaklarda “AKP’nin kutularından milyon dolarlar, bizim kutularımızdan erkek ve devlet şiddetinin öldürdüğü kız kardeşlerimiz çıkıyor” diyerek AKP’ye yürürken, eylemlere yönelen polis saldırılarına karşı da direniyor. Kadın düşmanlığının yanında kadınlardan korkusu ile bilinen Erdoğan’ın Akhisar’da miting konuşması sırasında evinin balkonundan kendisine ayakkabı kutusu gösteren Nurhan Gül’ü gözaltına aldırdığını da tarihe not düşelim.
elifcermik
22 Aralık İstanbul Kent mitingine yönelik polis saldırısında kalbi duran Elif Çermik hala yoğun bakımda. Hayati tehlikesi sürüyor. Sarıyer’in yoksul gecekondu mahallesi Dağevleri’nden barınma hakkını savunmak ve pislikleri ortaya saçılan AKP’den hesap sormak için mitinge katılan Çermik, saldırıdan az önce Çapul.Tv’ye verdiği röportajda “Güzel bir ülke istiyorum” diyordu. 2014 yılında Elif Çermik’in de sağlığına kavuştuğu “güzel bir ülke” yaratmak için mücadeleye devam…

KADINLARIN 2013′Ü…

Kadınlara yönelik saldırıların tırmandığı ama kadınların tüm saldırılara rağmen sokağı hiç terk etmedikleri 2013 yılı için kadın gündemlerinin ve kadın mücadelesinin tam dökümünü yapmak çok zor.  Not düştüklerimiz…
8 mart
2013 8 Mart’ında erkek egemenliğine, AKP’nin kadın düşmanlığına, savaşa, erkek şiddetine, kadın emeği sömürüsüne karşı binlerce kadın sokağa çıktı
kadikoy-saldiri-prot-8mart-11-03-13--006-AA
İstanbul’da 10 Mart’ta düzenlenen kadın mitinginin bitiminde Bursasporlu faşist taraftarlar Demokratik Özgür Kadın Hareketi kortejindeki kadınlara saldırdı. İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısı ile yüzlerce kadın 11 Mart akşamı Kadıköy’de “Sokakları terk etmeyeceğiz, faşizme teslim olmayacağız” diyerek polislerin denetiminde gerçekleşen bu saldırıyı protesto etti.
25kasim
2013 25 Kasım’ına damgasını vuran slogan “Bir kere gittik Gezi’ye dönmeyiz evimize” oldu. Ülkenin dört bir yanında kadınlar şiddete, erkek egemenliğine, AKP’ye karşı sokaklardaydı. AKP’nin kadın düşmanı politikaları 25 Kasım eylemlerinin temel gündemi oldu. Kadınlar, Gezi direnişi sırasında direnişçi kadınlara yönelen polis şiddetini ve tacizleri unutmadı. Her eylemde erkek şiddeti ile birlikte polisler ve kadınlara yönelen devlet şiddeti protesto edildi. Rojava’da direnen kadınlar ve tutsak kadınlar selamlandı. AKP’nin hazırladığı Kadın İstihdam Paketi’ne, “muhafazakar”lık söylemi ile kadınların yaşamına, bedenine kurulan baskılara karşı mücadele çağrıları yapıldı. 25 Kasım’ın örgütlenmesinde Kadın Forumları önemli bir inisiyatif aldı. İstanbul’da gece yürüyüşünde ise binlerce kadın polis barikatına, saldırı tehditlerine rağmen Taksim’deydi.

 Kadın düşmanlarına meydan okuyoruz!

hekadinlarmanset
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin AKP’nin kadın düşmanı politika ve söylemlerine karşı çıkmayan ikiyüzlü tutumu ve kadınların sokaklardan yükselen taleplerine kulak tıkaması nedeniyle kadın protestolarının hedefindeydi. Halkevci Kadınlar Fatma Şahin’i “Enerji Hanım” projesini tanıtmak için geldiği Haliç Kongre Merkezi’nde protesto etti. Fatma Şahin’in korumaları kadınlara saldırdı 6 kadın gözaltına alındı. (9 Ekim) 31 Ekim’de Fatma Şahin, Edirne’de katıldığı Roman Çalıştayı’nda Üniversiteli Kadın Kolektifi tarafından protesto edildi, 4 üniversiteli kadın gözaltına alındı. 
ukk isgal2
Üniversiteli Kadın Kolektifi üyesi kadınlar “AKP’yi uyarıyoruz, kadın düşmanlarına meydan okuyoruz” diyerek, İstanbul Cağaloğlu’ndaki Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü’nü işgal etti. Polis saldırısıyla 23 kadın gözaltına alındı. Binada başlayan polis saldırısı, Sirkeci Karakolu’nda da işkenceyle devam etti. Polis karakolunda yaşanan şiddetin hesabını sormak için ertesi gün kadınlar bu kez Sirkeci Karakolu’nun önündeydi.
kadinörgütleriaçıklama
Kadın Bakanlığı’nın ardından Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun adından da kadının adını kaldırmak isteyen AKP hükümetini kadın örgütleri gazetelere verdikleri tam sayfa ilanla uyardı: ‘Artık yeter’
emelkorkmaz
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevinden Gaziantep Büyükeşhir Belediye Başkanlığı adaylığı nedeniyle ayrılan Fatma Şahin “helallik istedi”. Öldürülen, şiddet gören, AKP’nin kadın düşmanı politikaları ile yaşamları ve bedenleri üzerinde tahakküm kurulan kadınlar ise Şahin’e “Helallik isteme hesap ver” dedi. Şahin’in Bakanlığının son günlerinde polisler tarafından öldürülen direnişçi Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz ise kendisine şöyle sesleniyordu: “Yavrusu kucağından alınan bir anne olarak ben hakkımı Fatma Şahin’e helal etmiyorum”
gozde-kansu2
Beyaz TV’de bir programa katılan AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, “Dün bir kanaldaki, yarışma programında sunucu öyle bir kıyafet gitmiş ki olmaz bu yani. Kimseye karıştığımız yok ama çok aşırı. Dünyada da kabul edilemez” diye konuştu. Çelik’in açıklamasından sonra sunucu Gözde Kansu işten çıkarıldı. Kadınlar eyleme geçti. Direniş forumlarından kadınların öncülüğünde Kansu’yu işten çıkaran ATV önüne yürüyüş düzenlendi. (11 Ekim)
halkevleri-trt
TRT1’deki iftar programında konuşan Ömer Tuğrul İnançer “Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır. Sonra akşam üstü çıkarlar. Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir” dedi. Kadınlar ülkenin dört bir yanında sokağa çıktı. TRT protestoların adresi oldu.
takvim
Kadına yönelik şiddeti “Nakavt” başlığı ile manşete taşıyan Takvim gazetesi kadınlar tarafından protesto edildi. (Temmuz)
sincar
1 Eylül Dünya Barış mitingine giderken eşi tarafından katledilen DÖKH üyesi Nazliye Sincar için DÖKH üyesi yüzlerce kadın İstanbul’da yürüyüş düzenleyerek kadına dönük erkek şiddetini protesto etti. 2013’ün son günlerinde Dokuz Eylül Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim görevlisi olan 38 yaşındaki Serpil Erfındık boşandığı kocası tarafından öldürüldü. Annesi ve kardeşi koruma kararını uzatmak için gittiği Cumhuriyet Savcısı’nın “Sen yine mi geldin? Seninle mi uğraşacağım? Bir de okumuş olacaksın! Ameliyat olacağım, rapor yazmam gerekiyor” diyerek Serpil’i azarladığını söyledi. Van’da öğretmenlik yaparken ayrıldığı sevgilisi Hakan Başar tarafından tehdit edilen 27 yaşındaki Gülşah Aktürk Başar tarafından öldürüldü. Van Valisi ile hayati tehlikesi konusunda görüşen Gülşah’a Vali , ‘En kötü ihtimal ölürsün, ölüm hak kaçış yok, hiç olmadı istifa edebilirsin, yanında biber gazı ile gez” gibi sözler söylemişti. Başar’ın yargılandığı dava 5 Eylül’de sonuçlandı. Aktürk’ün katili Başar tasarlayarak kasten öldürmekten suçlu bulunarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
bingol
Bingöl’de 16 yaşında bir çocuğa cinsel istismar uyguladıkları gerekçesi ile tutuklanan askerlerin üst mahkeme tarafından serbest bırakılması birçok ilde kadınlar tarafından protesto edildi. Kadınlar davanın takipçisi olacaklarını ilan ettiler. Kadınlar 2013’te de kadın dayanışmasını mahkeme kapılarına taşıdı. Kadın katillerinin, tecavüzcülerin, tacizcilerin ceza alması için mücadele etti. Kadın dayanışması ile kadınların takipçisi olduğu davalardan biri Kocaeli’nin Gölcük İlçesinde ilköğretim okulu öğrencisi olan ÖY’nin 29 kişi tarafından cinsel saldırıya uğraması üzerine açılan dava idi.
zulfu
Ankara Mamak’ta Şahintepe mahallesinde kocası tarafından kurşunlanarak öldürülen Zülfü Öztürk, Mamaklı kadınlar tarafından kendi adının verildiği parkta anıldı (18 Eylül) Kocası tarafından katledilen ve Ankara’da kadın cinayetlerine karşı mücadelenin simgesine dönüşen Mamaklı Zülfü davasında karar verildi. Mahkeme Zülfü’nün katiline haksız tahrik ve iyi hal indirimi uyguladı, ağır müebbet cezası 20 yıl hapse indirildi. Kadınlar Zülfü’nün davasının ilk andan itibaren takipçisiydi
tacizcimudur1
Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürü Şeref Çalışır yargılandığı taciz davasında 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılarak, tutuklandı. 50 bin TL olan kefaleti ödeyen tacizci müdür, tutuklandıktan bir kaç saat sonra serbest bırakıldı. Görev yerine gitti. Kadınlar ise 25 Kasım’da İl Milli Eğitim’in önünde Çalışır’ın derhal görevden alınması için eylemdeydi.
melih
Kürtaj tartışmaları sırasında “Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor? Anası kendisini öldürsün” diyen Melih Gökçek’i yumurtalarla protesto eden üniversiteli kadınlar hakkında Mart 2013’te dava açıldı. Kadınlar “yaralama” “hakaret” ve “tehdit” iddialarıyla 4 yılla yargılanıyorlar.
ktu
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Üniversiteli Kadın Kolektifi’nden (ÜKK) kadınlar, Dünya Kadınlar Günü 8 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi (AKM) salonunda oyun sergileme taleplerinin Rektörlükçe reddedilmesi üzerine bir direniş başlattı. Faşistlerin tacizleri, özel güvenlik ve polis saldırılarına rağmen kadınlar geceli gündüzlü bir direniş örgütledi.

 Fabrikada, tarlada, vadide, evde direnişteyiz!

arzu cerkezoglu
6 Nisan’da gerçekleşen DİSK Olağanüstü Genel Kurulu’nda eski yönetimin kendi içinde oluşturduğu mutabakat dışından aday olan Devrimci Sağlık İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu DİSK Genel Sekreteri seçildi. DİSK’in ilk kadın yöneticisi olan Çerkezoğlu Taksim 1 Mayıs yasağına karşı mücadelede ve Gezi direnişi sırasında yapılan Başbakan’la görüşme sırasında “aşırı sendikacı” olarak iktidarın hedefi oldu 
1-kadınemegiplatformu
AKP’nin kadını düzenli güvenceli işlerde çalışma hakkını gasp eden, eve ve anneliğine hapseden, düşük ücretlere kısmi zamanlı çalıştırmayı planlayan “Kadın İstihdam Yasa Tasarısı”na karşı bir araya gelen kadınlar İstanbul’da Kadın Emeği Platformu’nu kurdu. Platformun Ankara, Antalya ve İzmir’de de örgütlendi. 22 Kasım’da İstanbul ve Ankara’da İstanbul Ticaret Odası (İTO), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önündeydi. Kadın Emeği Platformu ev işçisi Rukiye Şimşek’in iş kazası sonucu ölümünün ardından SGK önünde toplanan kadınlar, ev işçileri için insanca çalışma koşulları istediler. Kadın forumları Kadıköy İskele’de İstihdam Yasasına karşı eylemdeydi.
2-haliscisi
Kadın işçiler bu yıl da işçi direnişlerinin en önündeydi. THY işçisi kadınlar, deri işçisi ve gıda işçisi kadınlar, taşeron sağlık işçisi kadınlar 2013’e damga vuran direnişlere imza attılar. 2013’ün son aylarında ise örgütsüz hal işçisi kadınların direnişi dikkat çekiciydi. Mersin’de Hal Kompleksi’nde çalışan kadın işçiler üç senedir zam almadıkları, 50 lira olan yevmiyelerini ve ağır iş koşullarını protesto ederek iş bıraktılar. Halin girişine kadar yürüyüp yolu kapattılar.
lapseki1termik
Derelerine, doğasına, yaşam alanlarına sahip çıkan kadınlar, 2013’te de barikatın en önündeydi. Lapseki’de köylerine termik santral yapılmasını istemeyen kadınlar, Antalya’da 2B arazisi diye evlerine, tarlalarına el koyulmak istenen kadınlar, Tonya’da çimento fabrikasına karşı çıkan kadınlar, HES inşaatının olduğu her yerde sularına sahip çıkan kadınlar, kentsel dönüşüm adı altında yapılan yıkımlara karşı barınma hakkını savunan kadınlar direnişteydi. Bursa Başköy’de mermer ocakları yapımına ilişkin yürütmeyi durdurma kararına rağmen ÇED Daire Müdürlüğü tarafından görevlendirilmiş bir ekiple bölgeye gelen şirket yöneticileri Başköylü kadınlar tarafından kovuldu. Çanakkale Lapseki’de (ÇED) toplantısı haberini alan köylü kadınlar ellerinde tenekelerle, sopalarla toplantı salonunu basarak, termik santral yetkililerini köyün çıkışına, arabalarına kadar sopaları tenekelere vurarak kovaladılar.
dilan alp 2
DİSK, KESK, TMMOB, İstanbul Tabip Odası ve Sendikal Güç Birliği Platformu’dan kadınlar, Galatasaray Meydanı’ndan Kazancı Yokuşu’na yürüyüş düzenleyerek, 1 Mayıs 1977 katliamında yaşamını yitiren Hacer İpek Saman, Hatice Altun, Jale Yeşilnil, Kadriye Duman, Leyla Altıparmak, Meral Cebren Özkol, Nazan Ünaldı, Diran Nigiz, Sibel Açıkalın’ı andı.İstanbul’da binlerce kadın Taksim 1 Mayıs yasağına karşı yoğun polis saldırısı altında yaklaşık 7 saat süren direnişin içindeydi. Lise öğrencisi Dilan Alp gaz bombası ile başından vurularak ağır biçimde yaralandı

 Savaş politikalarına karşı kadın dayanışması…

reyhanli
AKP’nin iç savaşı kışkırtma ve cihatçı çetelerle işbirliği politikalarının sonucu Reyhanlı’da 11 Mayıs’ta yaşanan 53 insanın yaşamını kaybettiği katliam oldu. Reyhanlı katliamının simgesi yakınlarını kaybeden kadının haykırış fotoğrafı oldu. 24 Mayıs’ta İstanbul’da kadınların Reyhanlı katliamını protesto etmek için İstiklal Caddesi’nde yapmak istediği yürüyüşe polis saldırdı. Polis barikatına yüklenen kadınlar, yürüyüş yapmak için uzun süre direndi. (Mayıs)
antakya-kadin-eylem
Antakya Kadın Platformu’nun çağrısıyla kadınlar, direnişe hayatını kaybedenler için ve AKP’nin savaş politikalarına karşı bir araya geldi (13 Ekim)
barısicinkadin
Barış için kadın girişimi kalıcı, adil ve eşitlikçi barışın ancak kadınların sürece katılımıyla mümkün olduğu söyleyerek kadınları bir araya getirdi. Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar “Barış İçin Kadın Konferansı”nda buluştu.
sebahat
BDP’li vekillere yönelik düşmanca tutum 2013’ün son günlerinde HDP Eş Başkanı Sebahat Tuncel’e yönelik İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Tuncel’e verdiği 8 yıl 9 aylık hapis cezasının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin onama kararında kendisini bir kez daha gösterdi. Kadınlar kararınızı tanımıyoruz diyerek eyleme geçti.
rojava1
2013 yılında Rojava’da halkın öz yönetimine dayanan hareket içinde kadınların öncü inisiyatifinin kadın mücadelesi açısından önemi büyüktü. Yıl boyunca kadınlar Rojavalı kadınların mücadelesine destek oldular. Rojava’da bir yandan “Kürt kadınlar helaldir” diyen cihatçı çetelere karşı mücadele eden kadınlar diğer yandan toplumsal yaşamın yeniden örgütlenmesinde kadın mücadelesi ilkelerini de yaşama geçiriyorlar. Özerklik yasaları çerçevesinde zorla ve küçük yaşta evlilikler, çok eşlilik, başlık parası, berdel gibi uygulamalar yasaklandı. Kadınlar şiddet ve toplumsal cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyi kurumsallaştırdı.Rojava genelinde bulunan 17 Kadın Evi şiddete karşı kadınların başvurduğu bir merkez olurken, 3 merkezdeki Kadın Akademileri’nde eğitimler veriliyor. Kadın Meclisleri ile yönetim çalışmalarında yer alan kadınlar, kooperatif ve atölyelerle ekonomilerini oluşturuyor; aile içi şiddet vb davalara kadın hakimler bakıyor.
ortadogu
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinden, 26 ülkeden 250 kadının katıldığı 1. Ortadoğu Kadın Konferansı gerçekleşti. Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin katledildiği 9 Ocak, Ortadoğu’da politik mücadele veren ve bu uğurda bedel ödeyen, hayatını kaybeden kadınlara atfen, siyasi cinayetlere karşı ortak eylem günü ilan edildi.

 KADIN DÜŞMANLARI SUSMADI

  • “Ya Boğaziçi Üniversitesi’ne ya da İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girecektim.Önce Boğaziçi Üniversitesi’ni ziyaret ettim. Bir baktım farklı bir dünya. Değişik binalar, surlarla çevrilmiş alan. Sonra bahçesinde gençler kızlı, erkekli oturuyor. Ben çok şaşırdım. Burada yoldan çıkarım dedim.” (Binali Yıldırım’ın 29 Ocak’ta yaptığı bu konuşma Haziran İsyanı’nda direnişçilerin dilinde, duvar yazılarında “Kızlı erkekli direniyoruz” sözlerine dönüştü)
  • Gezi direnişinin İsyana dönüştüğü günlerde Fatih Altaylı’nın programına katılan Tayyip Erdoğan yaşam tarzına müdahale tartışmaları için “Şimdi soruyorum, bir anne baba kızının afedersin birinin kucağına oturmasını ister mi?” diye sordu (1 Haziran)
  • Tayyip Erdoğan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın düzenlediği “Aile olmak projesi” etkinliğinde  “Doğum kontrol oyununu bozun…Sezaryen ve kürtajla adeta cinayet işlediler, adeta aldattılar” (18 Haziran)
  • Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, normal doğumu peşinde koşulması gereken “fıtrat” olarak belirledi, normal doğum yapacak kadını ve ondan doğacak çocuğu da “cesur” ilan etti.  (23 Temmuz)
  •  “Erkek öğrencilerle kız öğrenciler aynı binada altlı üstlü kalıyor. Aynı merdivenleri kullanarak uyumaya gitmeleri inanın beni 2 yıldır rahatsız ediyor” (Trabzon İl Milli Eğitim Müdürü Tamer Kırbaç)
  • İstanbul’da eski kocası tarafından 2 Ocak 2013 günü öldürülen Gülşah Sarcan davasının ikinci duruşmasında sanık S.S.’nin avukatı davanın başından beri bu cinayetin “kadın cinayeti” olduğuna dair bir algı yaratılmaya çalıştığını ileri sürerek, “halbuki tek ortak nokta maktulün kadın olmasıdır” dedi.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nda gerçekleşen “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerinin Katkısının Sağlanması İşbirliği Protokolü”nün imza töreni sırasında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “BM kadına karşı şiddetle uğraşacağına insanlığa karşı cinayetleri önlesin” dedi.
  • Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Karslı “Kadının bedeni bir süstür” diyerek kadınların örtünmesi gerektiğini söyledi. Diyanet’in yayın organında yayınlanan “Tesettür Emri ve Kadın” başlıklı makalesinde Kur’an’ın, kadınların örtünmesini emrettiğini belirterek ve bu görüşünü “Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir” sözleriyle açıkladı.
  • Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilk kadın başkanı Yadigar Gökalp İlhan, her kadının beş çocuk doğurması gerektiğini söyledi, “Başbakanımızın belirttiği üç çocuk asgari. Bizim önümüzdeki yıllarda çalışacak genç nüfusa ihtiyacımız var” diye konuştu.
  • Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Tokat milletvekili Zeyid Aslan, kadın gazetecilere “Ben sizin bacak aranızı çekip gazeteye bastırsam, bunların gerçeği bu diye ahlaksız olurum değil mi?” diye taciz etti.
  •  “İnancımız bunu emrediyor. Sünnet, aile, örf, adet, gelenek, göreneklerimiz aile yuvasının kurulmasına çok önem veriyor. Biz de bunu teşvik ediyoruz. Gençlerimizin, henüz genç yaşta iken olan evliliklerinde çok büyük faydalar olduğuna inanıyoruz. (Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç)
  • Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün cezaevlerindeki çıplak aramalara ilişkin verdiği soru önergesini cevaplayan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, cezaevlerinde çıplak arama uygulamasının olduğunu ama kişinin utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde yapıldığını söyledi.
  • Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Ömer Tuğrul İnançer’in TRT Türk’teki programında kullandığı “Hamile kadınların sokağa çıkması terbiyesizliktir” ve “Eş yoktur, zevce vardır” ifadelerinin, yayın ihlali oluşturmadığını söyledi. Konuyu dünkü toplantısında görüşen Üst Kurul, oy çokluğuyla söz konusu programda yayın ihlali olmadığına karar verdi.