Wednesday, June 19, 2013

Göstericilerin Sağlık Durumları / The Health Status Of The Demonstrators - 17 Haziran 203


altTürk Tabipleri Birliği olarak Taksim Gezi Parkı eylemleri ve sonrasında ülke geneline yayılan eylemlerde hemen tamamı polisin uyguladığı şiddet sonucu oluşan sağlık sorunlarını tabip odalarımız ve meslektaşlarımızın ilettiği verilerden derlemeye çalışıyoruz.
17 Haziran saat 18:00 itibarı ile Taksim Gezi Parkı ile ilgili eylemlerde hekimler ve tabip odalarının ilettiği bilgiler ışığında sağlık durumuna ilişkin veriler aşağıdadır.
 
Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.
Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

 
The Health Status Of The Demonstrators
GÖSTERİCİLERİN SAĞLIK DURUMLARI
TABİP ODALARI VE HEKİMLERDEN DERLENEN VERİLER (31 MAYIS - 17 HAZİRAN)
İSTANBUL
TOPLAM YARALI BAŞVURU
4477
(KAMU-ÖZEL HASTANE VE REVİR TOPLAMI)
AĞIR YARALANMA
21
ÖLÜM
1
AÇIKLAMA
TOPLAMDA 4 KİŞİNİN HAYATİ TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR.
6 KİŞİ AĞIR-KIRIKLI KAFA TRAVMASINA UĞRADI
6 KİŞİ GÖZÜNÜ KAYBETTİ.
 
SADECE 16 HAZİRAN 2013  VERİLERİ:
TOPLAM 132 YARALI BAŞVURUSUNA ULAŞILABİLDİ
2  AĞIR YARALI: 1 AĞIR KAFA      TRAVMASI (14 YAŞINDA,  AMELİYATTAN ÇIKTI, YOĞUN BAKIMDA YATIYOR, HAYATİ TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR), 1 PNOMOTORAKS( GÖĞÜS CERRAHİSİNDE YATIYOR)
7 HAFİF-ORTA, 1 AĞIR DERECELİ;  8 KAFA TRAVMASI,
GÖZE GELEN PLASTIK MERMİ SONUCU 1 KİŞİDE GÖRME KAYBI RİSKİ
20 TOMA SUYUNDAN KAYNAKLI YANIK
DİĞERLERİNİ GAZ KAPSÜLÜ, PLASTİK MERMİ, DARP NEDENİYLE ÇEŞİTLİ KIRIKLAR, YUMUŞAK DOKU YARALANMALARI VE BİBER GAZINA BAĞLI PROBLEMLER OLUŞTURUYOR. 
ANKARA
TOPLAM YARALI BAŞVURU
1350
(991 HASTANE + 539 GÖNÜLLÜ REVİRLER )
AĞIR YARALANMA
21
ÖLÜM
 1
AÇIKLAMA
TOPLAMDA 7 AĞIR-KIRIKLI KAFA TRAVMASI
4 GÖRME KAYBI
 
SADECE 14-15-16 HAZİRAN 2013  VERİLERİ:
185 YARALI BAŞVURUSU VAR.
2 AĞIR YARALI;
BİR AĞIR KAFA TRAVMASI, AMELİYAT EDİLDİ, YOĞUN BAKIMDA YATIYOR. HAYATİ TEHLİKESİ MEVCUT
BİR KİŞİDE GÖRME KAYBI
DİĞERLERİNİ GAZ  KAPSÜLÜ, PLASTİK MERMİ, DARP NEDENİYLE ÇEŞİTLİ KIRIKLAR, YUMUŞAK DOKU YARALANMALARI VE BİBER GAZINA BAĞLI PROBLEMLER OLUŞTURUYOR.
İZMİR
TOPLAM YARALI BAŞVURU
800
AĞIR YARALANMA
2
ÖLÜM
AÇIKLAMA
-
ANTAKYA
TOPLAM YARALI BAŞVURU
161
AĞIR YARALANMA
3
ÖLÜM
1
AÇIKLAMA
1 SPLENEKTOMİ, 2 EPİDURAL KANAMA
ADANA
TOPLAM YARALI BAŞVURU
162
AĞIR YARALANMA
6
ÖLÜM
1
AÇIKLAMA
5 KAFA TRAVMASI
10 YAŞINDA BİR ÇOCUKTA KALÇA KIRIĞI VAR.
1 POLİS MEMURU KÖPRÜDEN DÜŞME SONUCU HAYATINI KAYBETTİ.
ESKİŞEHİR
TOPLAM YARALI BAŞVURU
300
AĞIR YARALANMA
3
ÖLÜM
AÇIKLAMA
2 YOĞUN BAKIM, 1 KAFA TRAVMASI (HAYATİ TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR)
MUĞLA
TOPLAM YARALI BAŞVURU
50
AĞIR YARALANMA
1
ÖLÜM
AÇIKLAMA
1 GÖRME KAYBI RİSKİ
MERSİN
TOPLAM YARALI BAŞVURU
17
AĞIR YARALANMA
1
ÖLÜM
 -
AÇIKLAMA
1 KAFA TRAVMASI
BURSA
TOPLAM YARALI BAŞVURU
2
AĞIR YARALANMA
-
ÖLÜM
 -
AÇIKLAMA
1 KAFA TRAVMASI
BALIKESİR
TOPLAM YARALI BAŞVURU
155
AĞIR YARALANMA
-
ÖLÜM
AÇIKLAMA
 
KOCAELİ
TOPLAM YARALI BAŞVURU
10
AĞIR YARALANMA
-
ÖLÜM
AÇIKLAMA
 
ANTALYA
TOPLAM YARALI BAŞVURU
150
AĞIR YARALANMA
1
ÖLÜM
AÇIKLAMA
1 KİŞİ GÖZÜNÜ KAYBETTİ
RİZE
TOPLAM YARALI BAŞVURU
8
AĞIR YARALANMA
-
ÖLÜM
-
AÇIKLAMA
 
Ulaşabildiğimiz verilere göre;
13 İlde yaralılar olduğu tespit edildi.
Kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine ve çatışmaların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 7822 kişi yaralı olarak başvurdu.
Yaralanmaların içeriğini biber gazına bağlı yüzeyel yangı ve solunum sıkıntıları, astım krizi, epilepsi atakları, yakından atılan biber gazı kapsülleri, plastik mermiler ve darpa bağlı kas-iskelet sistemi yaralanmaları (yumuşak doku zedelenmeleri, kesiler, yanıklar, basit kırıklardan sekel bırakacak ciddiyete sahip açık/kapalı kırıklar), kafa travmaları, plastik mermilerden kaynaklı görme kayıplarına varan göz problemleri ve  karın içi organ yaralanmaları oluşturuyor.
4 Kişi hayatını kaybetti.
Mehmet Ayvalıtaş (İstanbul), Abdullah Cömert (Antakya), Mustafa Sarı (Polis memuru, Adana), Ethem Sarısülük (Ankara).
59  Ağır yaralı var.
100  Kişi kafa travmasına uğradı.
İstanbul’da 4, Ankara’da 1, Eskişehir’de 1 kişi,  olmak üzere 6 ağır yaralının hayati tehlikesi mevcut.
11 Kişi gözünü kaybetti.
1 Kişinin dalağı alındı.
 Ankara Kızılay’da özel bir dershanede çalışan 47 yaşındaki temizlik işçisi 5 haziran çarşamba gecesi kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. İşçinin çalıştığı bölgedeki yoğun gaz maruziyeti ile ilgisi olduğu düşünülen olay hakkında  İncelemeler sürüyor. 
İçeride yaralılar ve doktorlar var iken 02 Haziran 2013 gecesi Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’nde kurulan revire gaz bombası ile müdahale edildi.
Yoğun polis müdahalesi nedeniyle çok sayıda yaralının bulunduğu Taksim Gezi Parkı’ndaki  revire 12 Haziran 2013 saat 03 sularında 5 adet gaz bombası atıldı.
31 Mayıs’tan itibaren meydana gelen olaylarda Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyemiz  ve  Ankara Tabip Odası Genel Sekreterimiz  yaralandı.
 

Tuesday, June 18, 2013

Bingöl'de 5 uzman çavuş tecavüzden serbest

Ferit ASLAN/ BİNGÖL (DHA)
18 Haziran 2013
Askerler tecavüzden serbest

Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı, 16 yaşındaki E.A. adlı kız çocuğuna 2 yıl önce cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla 5 uzman çavuş hakkında soruşturma başlattı. E.A.’nın suç duyurusu ile ortaya çıkan olayla ilgili tutuklanan 4 uzman çavuş, bir üst mahkemeye yapılan itiraz ile serbest bırakılırken, soruşturmada gizlilik kararı alındı.

Bingöl’ün Solhan İlçesi’nde oturan 16 yaşındaki E.A, yaklaşık geçen ay Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, 2 yıl önce uzman çavuş Y.A. tarafından kaçarılarak cinsel istismara uğradığını, daha sonraki tarihlerde defalarca uzman çavuş Y.A. ve arkadaşları İ.Y., M.T., M.K. ve soyadını bilmediği H. adlı uzman çavuşların cinsel istismar ve tecavüzüne uğradığını belirterek, söz konusu kişilerden şikayetçi olduğunu belirtti. Başvurudan sonra açılan soruşturma kapsamında tutuklanan 4 uzman çavuşun bir üst mahkemeye yapılan itiraz sonucu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı belirtildi.

Bingöl’de yaşandığı iddia edilen ve soruşturma konusu olan ve cinsel istismar ve tecavüz iddiaları ile ilgili E.A’nın avukatı Canan Çakabay, savcılığın olayı titizlikle araştırdığını ve soruşturmayla ilgili gizlilik kararı alındığı için soruşturmanın ne aşamada olduğunu bilmediklerini söyledi. Avukat Çakabay, müvekili için de savcılıktan koruma isteminde bunduklarını belirtirek, bu yöndeki taleplerininde kabul edilmesini umut ettiklerini söyledi.

Friday, June 14, 2013

Utanç davasının bir numaralı sanığı polis müdürü yakalandı

14.06.2013 08:15:02 
Liseli Ö.C davasının bir numaralı firari sanığı polis müdürü Saraybosna'da yakalandı
T24 14 yaşındaki Ö.C.'nin 28'i çocuk 34 kişinin cinsel istismarına uğramasına dair davada, yurtdışına kaçan zanlı polis müdürü yakalandı.
Sakarya’da ‘utanç davası’ olarak bilinen 14 yaşındaki lise öğrencisi Ö.C. adlı kıza 28’i çocuk 34 kişinin cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla açılan davanın ardından yurtdışına kaçan sanıklardan polis müdürü N.Ş., dün Bosna Hersek ’in başkenti Saraybosna’da, havaalanında Türkiye ’ye gelmek üzere uçağa binerken yakalandı. Hakkında kırmızı bülten bulunan polis müdürü N.Ş., Interpol tarafından yapılacak işlemlerin ardından Türkiye’ye getirilerek Adapazarı’nda mahkemeye çıkartılacak.
Adapazarı’nda geçen yıl haziran ayında lise öğrencisi 14 yaşındaki Ö.C.’ye cinsel istismarda bulundukları ileri sürülen 2’si polis müdürü 28’i lise öğrencisi toplam 34 sanık hakkında dava sürerken, iddianamede bir numaralı zanlı olarak adı geçen Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis müdürü N.Ş. tüm aramalara karşın bulunamadı.

‘Teslim olmaya geliyordu’

  Olayın ortaya çıktığı geçen yıl haziran ayında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldığının 3’üncü günü yurtdışına kaçtığı belirlenen polis müdürü N.Ş.’nin yakalanması için kırmızı bülten çıkarılmıştı. Interpol Daire Başkanlığı’nca, N.Ş.’nin kimlik bilgileri, fotoğrafı ve suçlamayla ilgili bilgiler Interpol’e üye ülkelere bildirildi. N.Ş., bu kararla tüm dünyada aranmaya başlamıştı.
Interpole teslim edilen polis müdürü N.Ş.’nin avukatı İsmail Gürses, müvekkilinin teslim olduğunu ileri sürerken, “Bu süreçle ilgili olarak teslim olacağına dair Sakarya Cumhuriyet Savcılığı’nın da bilgisi var. Şu anda kendisi Saraybosna’da ve bir-iki gün içerisinde Türkiye’ye getirilecek” dedi.

Thursday, June 13, 2013

Tayyip Erdoğan Diktatör müdür?

Ahmet İnsel
(11.06.2013)
                
Tayyip Erdoğan, kendisine yöneltilen diktatörlük eleştirilerini, “Ben diktatör değilim, elinize gözünüze dursun!” diyerek yanıtlıyor. Üç dönemdir seçimlerde geniş bir seçmen desteği almış olmayı diktatör olmadığının en büyük ve neredeyse yegane kanıtı olarak sunuyor. Halbuki ne iktidarın düzenli aralıklarla, serbest seçimlerde en çok oy alan kişiye teslim edilmesi, ne bu kişinin kendini diktatör olarak tanımlamaması, iktidarın uygulanma biçiminin bir diktatörlük olmadığı güvencesi verir. Modern zamanlarda, fiilen diktatör olanların, diktatör yetkilerine sahip olanların hiçbiri “ben diktatörüm” demedi.  Bir kısmı yönetime el koyarak ama bir o kadarı da seçimle iktidara geldiler. Hiçbiri diktatörlük yaptığını kabul etmedi. Seçimle ya da yönetime el koyarak gelmiş modern zamanın diktatörleri, kendilerine Şef, Ulu Önder, Halkın Babası/Atası sıfatlarını atfetseler de, hiçbir zaman “Ben diktatörüm” demediler. Aralarında son derece kanlı ve insanlıkdışı uygulamalar yapmış olanlar da vardı, bu kanlı totaliter örneklere kıyasla çok daha yumuşak diktatörlük rejimleri de. Çok veya az kanlı, tek veya çok partili, totaliter veya otoriter, aralarında büyük farklar olan bu diktatörlüklerin ortak özelliği, tüm iktidarın yasal ya da fiili olarak bir kişide, bir merciide toplanması idi. Humeyni ile Stalin, Stroesner ile Enver Hoca, Franco ile Atatürk arasında çok büyük farklar vardır ama bu liderleri/şefleri/önderleri bir noktada benzer kılan olgu, iktidara geldikten sonra hayatlarının sonuna kadar devlet yönetiminde nihai karar alma yetkisini tek başlarına ellerinde tutmuş olmalarıdır.

Ama diktatör sıfatı ilk olarak M.Ö. 6. yüzyılın sonunda Roma Cumhuriyetinde kullanıldığında, bu sıfat resmi olarak kabul edilen, olumsuz çağrışımı olmayan bir sıfattı. Cumhuriyet’i ve toplumsal düzeni tehdit eden olağanüstü bir durum karşısında, konsüller arasından Senato’nun seçtiği ve altı ay süreyle kendisine bütün yetkileri teslim ettiği kişiye dictator denirdi. Dictator klasik Latince kökenli bir kelimedir ve “konuşan kişi” demektir. Konuşarak ne yapılması, ne zaman yapılması, nasıl yapılmasını emreden, “dikte eden” kişidir. Sınırlı bir süre için bütün yetkilerin mutlak biçimde teslim edildiği kişiyi ifade eder. Klasik anlamıyla diktatör, tiran veya despot olarak tanımlanmaz. Diktatörlük uygulaması Roma’da M.Ö. 501 yılında ilk kez, altı aylık bir süre için diktatör seçilen Titus Larcius Flavius’la başladı. Daha önce magister populi yani “halkın efendisi” olarak adlandırılan görev, olağanüstü ve geçici yetkilerle pekiştirilerek, dictator sıfatıyla tanımlandı. Bu uygulama, bazen çok sık, M.Ö 2. yüzyıl boyunca olduğu gibi bazen hiç gündeme gelmeyerek, Jül Sezar’a kadar devam etti. M.Ö. 46’da ilk kez bir yıllığına diktatör yetkisini alan Sezar, daha sonra on yıl ve en sonunda ömür boyu diktatör –dictator perpetuus- seçildi. Böylece Roma Cumhuriyeti’nin temel kurallarından biri olan, yönetim görevlerinin geçiciliği ilkesi çiğnendi. Esas olarak bu nedenle Sezar suikastle öldürüldükten sonra onun yerine geçen Marc Antoine diktatörlük kurumunu lağvetti (lex Antonia). Daha sonra Cumhuriyet’in İmparatorluğa dönüşmesiyle, ilahi ve dünyevi tüm otoriteyi kendine toplayan imparatorun şahsında diktatörlük kurumu doğal olarak gündemden düştü.
 
Görüldüğü gibi, diktatör, köken itibarıyla seçilmiş olup olmamakla ilgili bir sıfat değildir. Diktatörlük, tüm yetkilerin bir kişinin veya bir grubun (bir parti, bir klan, bir aile) elinde toplandığı yönetim biçimine denir. Diktatörlük, resmen veya fiili olarak kuvvetler birliği ilkesinin yürürlükte olmaması demektir bir bakıma. Bu anlamda, örneğin Cromwell bir diktatördü. Fransız Devrimi’nde Kamu Selameti Komitesi yönetimi de bir diktatörlüktü. Kuvvetler ayrılığı ilkesi kağıt üzerinde yürürlükte olmasına rağmen, bütün gücün ve yetkilerin bir elde toplanması, diktatörlüğün ayırt edici kurumsal niteliğidir.

Demokraside seçimler kimin belli bir süre kenti, bölgeyi, ülkeyi yönetme hakkına sahip olduğunu tayin eder. Seçimler (ya da kura) demokrasinin olmazsa olmaz bir ilkesidir ama yeterli ilkesi değildir. Serbest seçim, yönetimin nasıl işleyeceğini, yönetenlerin nasıl yöneteceğini belirlemez. Seçimle gelmiş de olsa, diktatör nitelikleri arz eden bir iktidar sahibinin elbette danışmanları, onun icraatlarını hayata geçiren siyasal yapıları, partisi, bakanları vardır. Diktatör, bu kişilerin görüşlerini alır, partisinin kurullarını toplar, hükümetin bakanları çalışırlar, vs... Ama hemen her konuda nihai karar verici Başkan, Başbakan veya Şef ise, ve bu kararın karşısındaki yargı, parlamenter muhalefet veya sivil toplum kaynaklı tüm engeller bu mutlak yetkili kişi tarafından gayrımeşru olarak damgalanıp, itibarsızlaştırılıyor ve geçersiz addediliyorsa, iktidarda bir seçilmiş diktatör var demektir. Üstelik, bu kişi sürekli konuşuyor, herkese neyi, nasıl ve ne zaman yapması gerektiği konusunda emredici öğütler veriyorsa, yani sadece eylem değil söylem alanını da tekelinde tutmaya çalışıyorsa, diktatör nitelikleri çok daha fazla öne çıkar.
               
Sanırım, diktatör kelimesinin etmolojik kökeninde yaptığımız bu kısa yolculuk, serbest ve demokratik seçimlerle iktidara gelen ve iktidarda kalan Tayyip Erdoğan’ın bir tiran veya despot değil ama bir diktatör özellikleri sergilediğini gösteriyor. Taksim’de Topçu Kışlası muhakkak yapılacaktır diyerek, bir belediye başkanının yetkisinde olan bir konuyu şahsileştirmesi, bu konuda önüne çıkan yargı engelini de kendine karşı komplonun bir parçası olarak tanımlaması küçük ama anlamlı bir örnektir. Tepkilerin beklenenden çok daha büyük olması karşısında, partisinin diğer yöneticileri ve kendi partisinden belediye başkanının, ortaya çıkan son derece ağır siyasal ve iktisadi bedelle kıyas kabul edilemeyecek kadar küçük ve tali olan bir projeden geri adım atma inisiyatifi gösterememeleri, “biz çoktan vaz geçtik ama beyefendi vaz geçmiyor” anlamına gelen bir tavır alarak, bir kişiyi işaret etmeleri, en küçük konudan en büyük konuya kadar tüm karar alma yetkilerini elinde toplamış bir yöneticiyi tasvir ediyor.

Elbette anayasanın ve seçim sonuçlarının çizdiği sınırlar çerçevesinde hayata geçebilen bir yetki yoğunlaşmasıdır bu. Örneğin Erdoğan’ın tek başına anayasa değişikliği yapmaya bugün yetkisi yetmiyor. Seçimle gelmiş olmanın sınırı da diyebiliriz buna. Ama bu son derece geniş bir yetki alanı çizen ve bu alan içinde neredeyse mutlak bir yetki tekeli oluşturan bir sınırdır. “Çılgın projeleri”nin tüm itirazlara rağmen hayata geçirilmesini, ülkede genel bir toplum sağlığı konusu olmayan alkol tüketiminde kısıtlayıcı düzenlemeler yapılmasını ve bunu kendi ahlak anlayışı çerçevesinde meşru kılmasını, nereye hangi tür bina yapılacağına (“Barok tarzı opera binası yapacağız!”), cemaati olmayan tepede selatin camiisi kondurmaya karar verme yetkisinin bir kişide toplanmasını engellemiyor. Ayrıca o kişinin idealindeki siyasal rejim, Türk usulü başkanlık sistemi, plebisiter diktatörlük özellikleri sunuyor.

Soruyu, “Beyefendi diktatör müdür?” diye de sorabiliriz. Belli bir süre için seçilmiş ama büyüklü küçüklü tüm kararları dikte etme yetkisine sahip, her konuda ve sürekli konuşan, aynı zamanda muhtar, belediye başkanı, vali, başbakan, başkan, başöğretmen olan bir kişinin diktatör olarak tanımlanması, bu sıfatın tarihi kökenleri itibarıyla doğaldır.
               
Ayrıca yakın tarihimizde şahsi çıkarını değil, kamu yararını ama kendi tanımladığı ve mutlak doğru olduğuna inandığı kamu yararını gözeten diktatör figürleri de var. Örneğin Mustafa Kemal “demokrat mıydı,  diktatör müydü?” tartışmasına verilen ilginç yanıtlardan biri, Bulgar Türkoloğu Paraşkev Paruşev’inkidir. Paraşev, “Atatürk: Demokrat Diktatör” başlıklı kitabında, Atatürk'ün hem demokrat hem diktatör özellikleri birlikte sergileyen, dolayısıyla ne bütünüyle demokrat ne tam anlamıyla diktatör olduğunu iddia eder. Paruşev'e göre, bu “demokrat diktatör”ün belirleyici özelliği, demokrat olarak da diktatör olarak da, her iki durumda kamu yararını öngörmüş olmasıdır. Bu elbette tartışılır bir değerlendirmedir, üstelik 1920’den 1938’e, Meclis Başkanlığı’ndan Cumhurbaşkanlığı’na, Mustafa Kemal’in iktidarının farklı safhaları olduğunu da fazla dikkate almaz. Ama ne gerçekten demokrat olarak nitelemenin ne de dört dörtlük bir despotluk olarak tanımlamanın mümkün olmadığı bir gri alana işaret eder. Otoriter rejim olarak tanımlanan bu gri alanda, otoriteyi fiilen kendine toplayan kişi diktatör özellikleri sergiyebilir. 

Demokrat diktatör gibi bir tanımlama belki Roma Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde, diktatörlük kurumu ihdas edildiğinde geçerli olabilirdi. Şahsi çıkar değil hep kamu yararı gütmenin ve genel ve serbest seçimlerle iktidara gelmenin demokrat olarak nitelendirilmek için yeterli olmadığı modern zamanlarda, “demokrat diktatör” gibi bir niteleme boş gösterendir. Mustafa Kemal bir tiran değildi, Tayyip Erdoğan da değil. Mustafa Kemal demokrat değildi, Tayyip Erdoğan da değil! İkisinin farklı biçimlerde diktatör olduğunu söyleyebiliriz.

Erdoğan, partisi içinde, hükümet içinde ve partisinin ve hükümetinin yetkilerinin siyasal ve toplumsal yaşamda yasal olarak uzanabildiği her alanda tüm yetkileri şahsında toplamış bir iktidarı, sadece son derece güçlü bir iktidar mevkiini değil aynı zamanda bir kişide toplanmış çok geniş bir yetki tekelini temsil ediyor. Bu nedenle ne kavramın bütünü dikkate alındığında demokrattır, ne de despot ya da tiran anlamında diktatördür. Bu kavramın 2500 yıl önce çıktığı ilk anlamı hatırlatan diktatör özellikleri gösterdiği için seçilmiş diktatör olarak nitelendirebiliriz. 

Wednesday, June 12, 2013

EYLEMDE SAĞLIK: 5000 yaralı! Ethem Sarısülük’ü vuran polis açıklanmalı!

Gezi Parkı Direnişi: Türk Tabipler Birliğine göre 5.000 yaralı 7.000′den fazla gazdan etkilenen var…

Ankara’da bir gencin vurulmasıyla ilgili soruşturmada bilirkişi, doğrudan ateş edildiğine dikkat çekti. Savcı Emniyet’ten ateş eden polisi istediTürk Tabipleri Birliği ‘ne göre Gezi Parkı eylemlerinde Türkiye genelinde 5 bin kişi yaralandı, 7 bin kişi biber gazından etkilendi. Birlik, biber gazının astım ve hipertansiyon riskini tetiklediğini öne sürdü. Tüketici Hakları Derneği de Ankara’da kullanılan biber gazı için suç duyurusunda bulundu. Eylem sırasında ağır yaralanan ve bugün beyin ölümü gerçekleşen Ethem Sarısülük’ün ailesi de polisin bulunamamasına tepki gösterdi.

‘O polisin adını verin!’

Ankara’da bir gencin vurulmasıyla ilgili soruşturmada bilirkişi, doğrudan ateş edildiğine dikkat çekti. Savcı Emniyet’ten ateş eden polisi istedi…

26 yaşındaki Ethem Sarısülük, gösterilerin ilk günlerinde Kızılay’da Yeni Karamürsel’in önünde başından yaralandı. Arkadaşları tarafından hastaneye kaldırılan Sarısülük’ün başında plastik mermi ya da gaz bombası fişeği olamayacak bir metal cisim olduğu tespit edildi. Ancak Sarısülük’ün ameliyat olması halinde hayatını kaybetmesi riskinin yüksek olduğunu değerlendiren doktorlar, yoğun bakımda tutma kararı aldı. Sosyal medyada beyin ölümü gerçekleştiği iddiasına karşın avukatı Bayraktar, beyin ölümünün gerçekleşmediğini söyledi.
Olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcı Veli Dalgalı, olay yerinde keşif yaptı. Keşfe olayın üç tanığı ve avukat Bayraktar da katıldı. Yaklaşık 4 saat süren incelemelerin ardından savcı ve bilirkişi heyeti, olay yeri keşif tutanağını hazırladı.
‘Hedef alarak ateş edildi’
Savcı düğmeye bastıKeşif tutanağında, emekli asker olan tanık, “Sarısülük’ün kalabalığın içinde olduğu sırada, Çevik Kuvvet’ten üniformalı bir polisin ateş ettiğini gördüğünü” anlattı. Emekli asker tanık, “aynı polisin, birkaç el ateş ettiğini ve Sarısülük’ün yere düştüğünü” söyledi.
Savcı, bilirkişilerden merminin sekerek Sarısülük’e gelebileceği bir konum olup olmadığını sordu. Bilirkişiler ise merminin sekebileceği bir konum bulunmadığını bildirdi. Bilirkişilerden kapsamlı rapor isteyen savcılık, Emniyetten de hem görüntüleri hem de ilgili polis memurunun ismini istedi. Ancak bu talebe Emniyet’ten 6 gün geçmesine rağmen henüz yanıt gelmedi.
Tanık: Polis silahla vurdu
Olayın tanıklarından İsmail Kızılçay, Sarısülük’ün Çevik Kuvvet polisi tarafından Güvenpark ve YKM arasında kalan yolda vurulduğuna tanık olduğunu söylemişti. Kızılçay, “Alandan geçerken vurulan arkadaşa çevik kuvvet tarafından ateş edildiğini gördüm. Arkadaş yere düşünce 112’yi arattırdım. Yoldan ambulans geçiyordu, durdurduk ve yaralı şahsı hastaneye götürdük” demişti.
Ateş eden tek bir polis
Avukat Bayraktar, VATAN’a yaptığı açıklamada, savcılığın kamera görüntülerini birleştirdiğinde tek bir polisin, bulunduğu gruptan ayrılarak ve kalkanını yere bırakarak göstericilerin üzerine yürüdüğünü, önce bir kişiye tekme attığını ve ardından da havaya ve göstericilerin üzerine ateş ettiğinin görüldüğünü söyledi. Tanıkların da Sarısülük’ün vuruluş şeklini ve polis tarafından vurulduğunu anlattığını belirten Bayraktar, “Yetkili Emniyet amirleri aradan geçen sürede bu ismi bildirmediği için suçu ve suçluyu koruma suçunu işliyor” dedi.

Monday, June 10, 2013

"Gazetecilik Öğrencisiyim, Haber Yazmak İçin Oradaydım"



Gözaltına alınan Erasmus gazetecilik öğrencisi Fransalı Lorraine Klein, iki üç gün daha sınırdışı kararını beklemek için Kumkapı Yabancılar Şube Müdürlüğü'nde tutulacak. Klein, "Haber yazmak için oradaydım" diyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
06 Haziran 2013, Perşembe 13:52

Erasmus öğrencisi Fransalı Lorraine Klein, Gezi Parkı Direnişi protestoları esnasında Gümüşsuyu'nda gözaltına alındı; şimdi Kumkapı Yabancılar Şube Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezi'nde bekletiliyor.
Klein'in sınırdışı edilip edilmeyeceği henüz bilinmiyor. Dosyası Ankara'daki Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkanlığı'na gönderilen Klein'in iki üç gün daha Kumkapı'da tutulacağı öğrenildi.
Fransa'daki Nantes Üniveristesi'nde okuyan Lorraine Klein, Erasmus programı kapsamında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi gazetecilik bölümünde okuyordu; son sınavlarını verip ülkesine dönecekti.

"Gazetecilik adına oradaydım"

bianet'in Kumkapı'da beklediği sırada telefonla görüştüğü Lorraine Klein, gazetecilik öğrencisi olduğu için haber yazmak adına orada olduğunu söyledi.
"4 Haziran'da gösteriler esnasında fotoğraf çekmek, eylemcilerle konuşmak için oradaydım. Gazetecilik öğrencisiyim, Le Monde gazetesi de tanıklıklarınızı bize yazın demişti. Hem oraya, hem staj yaptığım Le Petit Journal gazetesi hem de üniversitenin dergisine bir haber yazmak için oradaydım.
"Gece 1'de Taksim Gümüşsuyu'na doğru indim, oradan İstanbul Teknik Üniversitesi'ne geçecektim. Bir anda inanılmaz gaz attılar, kaçmaya başladım. İTÜ önünde 76 kişi ile birlikte gözaltına alındık. Gözaltına alınırken darp da edildim. Doktor raporum da var. Vatan Emniyete götürüldük. Bütün gün ordaydık, sonra Adliye'ye çıkarıldık.
"Hakim sadece neden orada olduğumu sordu, başka da bir şey sormadı. Sonra da buraya getirildim, geceyi burada geçirdim. Hayatımda ilk kez gözaltına alındım, ben orada gazetecilik yapmak için bulunuyordum." (NV)

Sunday, June 9, 2013

SAMADAĞ'DAN ANTAKYA'YA ÇİÇEK ZİNCİRİ:


16 Haziran Pazar Günü Samandağ'dan Antakya'ya İnsan Zinciri Oluşturulacak. İnsan Zinciriyle Elden Ele (25 KM) bir Çiçek İletilecek ve Abdullah Cömert'in Katledildiği yere bırakılacak.

Abdullah Cömert kardeşimize Samandağ'dan bir çiçek sunacağız. 16 Haziran Pazar günü el ele tutuşarak Samandağ'ı Antakya'ya bağlıyoruz. İlçemizde dalından koparacağımız gülü elden ele Abdullah kardeşimizin vurulduğu yere ulaştıracağız. Tüm Hatay halkını bu etkinliğe bekliyoruz. Ailece evimizin önüne çıkmamız bile başarımızın garantisi olacaktır. Samandağ Taksim Gezi Organizasyonu olarak bu etkinliği başlatıyor ve herkesi el ele tutuşmaya ve tüm dünyaya özgürlük ve barış isteğimizi haykırmaya davet ediyoruz.
ETKİNLİK SAATIMIZ 18 :00 OLARAK BELIRLENMISTIR...

Link: https://www.facebook.com/events/1375366602676543/?ref=3

Saturday, June 8, 2013

Nelson Mandela 'Seriously Ill' In Hospital

Nelson Mandela 'Seriously Ill' In Hospital
Former South African president Nelson Mandela has been readmitted to hospital with the recurrence of a lung infection and is in a "serious, but stable condition".
The 94-year-old's health deteriorated in the middle of the night and he was transferred from his home in Houghton, Johannesburg, to a hospital in Pretoria.
President Jacob Zuma's spokesman Mac Maharaj told South Africa's Enca Television that Mr Mandela's condition was "serious this time".
He said Mr Mandela was receiving expert medical care and doctors were doing "everything possible to make him better and comfortable".
"President Jacob Zuma, on behalf of government and the nation, wishes Madiba a speedy recovery," he added.
It is the second time in recent months Mr Mandela, a revered figure across the globe, has been in hospital - and the fourth health scare in six months for the anti-apartheid leader.
The last time was in May/April earlier this year when he was kept in hospital for 10 days to receive treatment for pneumonia.
Mr Maharaj told Sky News Mr Mandela was conscious, was "able to breathe on his own" and that he was "communicating" with relatives.
"Some members of his family have been there with him all the time," he said.
"It is a condition he has had over a long period of time ... and we hope this time it will also be treated successfully.
"He is a fighter. He has been through this many times and he has been through worse issues, and he's survived.
"For all of us who are concerned, I understand that, our admiration, our hopes for him - we'd like him to be with us forever.
"But we also know we are all human beings, our life is transient, and therefore, with our prayers, with our thoughts, I know we will help him to be strong."
Mr Mandela's wife cancelled an appearance at a hunger summit in London later.
It is thought Graca Machel, who was due to address the Nutrition for Growth meeting, has flown back to South Africa to be with her stricken husband.
ANC spokesman Jackson Mthembu said the nation was "prepared for the worst", but urged people to pray for the icon.
He told Sky News: "Madiba is the personification of humanity, friendship, honesty, integrity. He means all of these things to us.
"He is also the person who without any hesitation took the apartheid state head on and suffered for that, but came out of prison undeterred. He held the hand of his oppressor, held the hand of his jailer and said, 'can we all reconcile and build a better South Africa?'. There is no better person.
"Without the calibre of Madiba's leadership, the likelihood is that South Africa would have gone to ruins ... but there was a Madiba.
"He not only spoke to everyone, but spoke reason to everyone. That will be the legacy of Madiba."
Speaking from Pretoria, Sky News Special Correspondent Alex Crawford said South Africans were "very concerned" about Mr Mandela's ailing health.
"A 94-year-old man, of frail health, who has already been several times in hospital over the last couple of months - having to be taken into the hospital at 1.30 in the morning, local time, is not good news," she said.
"That means he must have been in a particularly serious condition that they couldn't deal with it at his home, where they have 24-hour medical care available to him, provided by the top military doctors.
"In that home he has emergency equipment, resuscitation equipment, he has everything that is necessary, needed and what you'd expect to look after a former president - but that wasn't enough.
"Clearly his situation deteriorated to such an extent that they felt he needed to be moved immediately to a hospital, and I think that says a lot."
She continued: "He is due to be 95 on July 18, he is a good, old age, and he has suffered terrible health, particularly in the past few months. Each time one imagines a stay in a hospital really does take its toll, particularly on an old man.
"Last time, shortly after he was released from hospital, President Zuma visited him at his home with members of the ANC hierarchy and those were the last pictures we saw of Nelson Mandela in public.
"There are a lot of good wishes coming from the general public, but also an appeal ... to let him be, to let him recover in peace.
"Whilst he's still in hospital and he's still considered to be in a serious condition, the nation will be holding its breath once again."
Mr Mandela has a history of lung problems dating from when he contracted tuberculosis as a political prisoner.
He spent 27 years on Robben Island and in other jails for his attempts to overthrow the white-minority government.
The Nobel Peace Prize Laureate, who became South Africa's first black President in 1994, is a global symbol of tolerance and the struggle for equality.
He stepped down as president in 1999 and has not been politically active for a decade.

Friday, June 7, 2013

Çapulcu Cemaat Cuma’yı Gezi’de Kıldı

Bugün Gezi Parkı’nda Cuma Namazı kılmak için toplanan çapulcu cemaat “ülkeyi yönetenlerden hesap sormaya geldik” dedi.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
07 Haziran 2013, Cuma 16:20

Taksim direnişine destek veren Anti-kapitalist Müslümanlar Gezi Parkı’nda “sevgili çapulcu halkımız sizi çapulcu camii cemaatiyle birlikte namaza davet ediyoruz diyerek Taksim’deki direnişçilere çağrıda bulundu.
Sol görüşlü gruplar da etrafı koruyarak namaz kılanlara destek verdi.

“Ülkeyi yönetenlerden hesap sormaya geldik”

Namaza başlamadan Cuma hutbesini grup adına okuyan Sedat Doğan şunları söyledi:
“Ülkenin her tarafını talan ederek sermaye gruplarına peşkeş çekenlerden büyük yapıtlar inşa ederek güç ve zenginlik gösterisinde bulunanlardan doğanın insanlar ve bütün canlılar için ortak yaşam alanı olduğunu görmezden gelip betona ve biber gazına boğanlardan bu kaba binaları inşa ederken milyonlarca emekçi kardeşimizi açlık sınırında çalıştıranlardan hesap sormaya geldik.”
“Bu barış ortamını bozanlar nesli, ekini ve doğayı ifsad edenler Allah’a, doğaya ve bütün doğaya karşı suç işlemişlerdir.”
Hutbede, geçen Cuma polisin sabah uyuyan göstericilere biber ve gaz bombası kullanıp çadırları yakmasına da değinilerek “Böylesi haksızca ve orantısız bir şekilde gerçekleşen saldırı karşısında insanların yek vücut olup haklarını savunması meşrudur, caizdir, haktır” denildi. 
Kuran’dan Şuara Süresi’nden ayetler de okundu.
“Başkalarının hukukuna el uzattığınız zaman hiçbir sınır tanımadan böyle zorbalık mı yapacaksınız?”

Eliaçık imamlık yaptı

Hutbenin ardından Cuma Namazı kılan gruba İhsan Eliaçık imamlık yaptı.
Cuma namazının ardından gösterilerde hayatını kaybedenler ve dün Adana’da göstericileri kovalamaca sırasında düşüp yaşamını yitiren Komiser Mustafa Sarı için de gıyabi cenaze namazı da kılındı. (ZA/HK)


Thursday, June 6, 2013

İzmir'deki 3 Haziran'daki Gezi eylemleri sırasında hastanelik olan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Başak Özçelik



 
İzmir'deki 3 Haziran'daki Gezi eylemleri sırasında hastanelik olan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Başak Özçelik yaşadıklarını sosyal paylaşım sitesi Twitter'dan paylaştı.
06.06.13 10:15  
Sol el bileği ve sağ bacağında kırık, vücudunda da darp izleri olan Özçelik, Gündoğdu Meydanı'nda polisin kendisini dövdüğünü iddia etti.

Özçelik, polisin kendisini cop ve sopalarla dövdüğünü ileri sürdü ve darp raporu aldığını, dava açacağını belirtti.

Özçelik, Twitter hesabında ise şu ifadelere yer verdi: ''Hastanedeyim polis ve eli sopalı kişiler hem kolumu hem bacağımı kırdı arkadaşlar Ege Üniversitesi hastanesindeyim.. Vücudumda cok ağır darp izleri var. Kolum ve bacağım kırıldı. 20 kişiden aynı anda şiddet gördüm denize atlamak istedim izin vermediler.. Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağım hastane Adli Tıp doktorları her şeyi belgelediler.. Durumum iyi evimdeyim. Herkese teşekkür ederim hukuksal yardımlarınız, iyi dilekleriniz için.. Kırılan bacağım daha sonra alçıya alındı ancak kırık çok büyük olmadığından alçı çıkarıldı. 3 hafta yürüyemeyeceğim.. Beni kolumdan sürüklediler.. Bacağımın iç tarafında dahi izler var. Yerde kapanmama rağmen vurulmadık yerimi bırakmadılar.. Elmacık kemiğim şiş ve kızarık.. Biz sadece Gündoğan'da çimlerde oturuyorduk. Yanımızda ilaç vardı ve insanlara yardımcı olacaktık.''
 HÜRRİYET İNTERNET SİTESİ

Wednesday, June 5, 2013

Anonymous, Syrian Electronic Army hack Turkish govt networks, leak dozens of emails incl PM's

Published time: June 05, 2013 09:50
Edited time: June 05, 2013 11:42
AFP Photo / Thomas Samson
AFP Photo / Thomas Samson
Turkish government networks were hacked on Wednesday, compromising the private information of staffers in PM Tayyip Erdogan's office, a source in PM's office confirmed to Reuters. The attack was in support of the ongoing anti-government protests.
Staff email accounts were reportedly accessed after a phishing attack, and those affected were cut off from the network, a source said.
Anonymous hacked the Prime Minister’s official website (basbakanlik.gov.tr) and gained access to staff email addresses, passwords and phone numbers, the group said in a press release.

A screenshot from basbakanlik.gov.tr
A screenshot from basbakanlik.gov.tr

The group also stressed it will not share most of the hacked data because it “respects people's privacy” and “does not believe in the full use of power against the weak.”

 http://rt.com/news/anonymous-turkey-emails-government-252/